İşledikleri cinayetler ve akla hayale gelmeyen işkencelerle kayıtlara geçen, hafızalara kazınan, ‘tarihin en vahşi kadınları!’na kaldığımız yerden devam edelim…
Hristiyanların korkulu rüyası Kraliçe Ranavalona
Kraliçe Ranavalona 1828'den, 1861'e kadar Madagaskar adasını yönetti. Bu süre zarfında vatandaşlarının yarısından fazlasını öldürdü. Ranavalona'ın acımasızlığı Hristiyanlığa olan nefretinden geliyordu. Tanrının emirlerini yaymaya gelen görevlilerden tiksindi ve halkı Hristiyanlığa inanmaya başladığında, tüm herkesi yok etmeye yemin etti. Ranavalona, Hristiyanları akıl almaz yollarla öldürdü!
Ranavalona Hristiyanları yüksek kayalardan attı, kazığa oturtup pişirdi, kafalarını kesti, diri diri haşladı ve zehirli sıvılar içmeye zorladı! Bu infazlar halka açık alanda yapıldı. Ranavalona insanların ders almasını istiyordu. Ama gün geçtikçe birçok kişi Hristiyanlığa dönüyordu. Ne yaparsa yapsın, bu artışı durduramadı. Saltanatı sona erdiğinde öldürdüğü insan sayısı iki milyondan fazla olduğu söyleniyor.
***
Bebek bakıcılığını katliama dönüştüren Amelia Dyer:
Viktorya döneminde bekâr anneler genellikle hor görülürdü. Bu sebeple aşağılanmamak için anneler, çocuklarını bebek bakıcılarına verirlerdi. 1860 yıllarında Amelia Dyer, bebek bakıcılığına başladı. Onlara bakmak yerine, boğarak öldürdü! O zamanlar İngiltere'deki yüksek bebek ölüm oranları sayesinde, şüpheleri üzerine çekmekten kurtuldu. Kimse Amelia'nın baktığı bebeklerin neden öldüğünü sorgulamadı bile.
Sonsuza dek bu şüpheden kaçamayacağı fark eden Amelia, bebekleri nehre atmaya başladı. 1896'da Thames Nehri'nde boğulan bebeklere rastlandı. Ceset, keten ve gazetelerle sarılmıştı ve içeride bir isim, bir de adres bulundu. Bu adres Amelia'nın evinin adresiydi. Evin yakınlarındaki nehirlere baktılar ve öldürülen diğer bebekleri buldular. Kesin sayı bilinmemekle birlikte tarihçiler, bebek bakıcılığı yaptığı süre boyunca yüzlerce bebeği öldürdüğüne inanıyor.
***
Barcelona Vampiri Enriqueta Marti:
Enriqueta Marti, 19. Yüzyılın sonlarında İspanya'nın Barcelona şehrinde büyüdü. 1909'da kendi genelevini açmadan önce maddi durumu berbattı ve seks işçiliği yaparak para kazandı. Ama bu sıradan bir genelev değildi.. Enriqueta, kendini alt sınıf biri olarak gizledi ve üç ila on iki yaş arasındaki çocukları kaçırmaya başladı. Marti, kaçırdığı çocukları aristokrat erkeklerine pazarladı. Enriqueta ayrıca yüz kremleri ve tonikler satarak da para kazandı. Bu ürünleri kaçırdığı çocukların kanını, kemiklerini ve yağlarını karıştırarak yaptı. Üst sınıflar arasında, çocukların kanının yaşlanmayı geciktirdiğine dair bir batıl inanç olduğu için, birçok varlıklı kadın bu ürünlerle ilgileniyordu. Yetkililer çocukların kaybolduğunu biliyorlardı, ancak bu çocukların aileleri çoğunlukla yoksul olduğu için yıllarca hiçbir şey yapmadılar. Ancak sonunda polis dairelerine baskın düzenlendi, kurbanların kanlı kalıntıları keşfedildi ve Enriqueta'nın planları açığa çıktı. Hapishaneye gönderilen Enriqueta, Mart 1913'te öldü.
***
Nazi fikirlerine kendini adayan Irma Grese:
1930'larda Almanya'da büyüyen pek çok kişi gibi Irma Grese de, okulda geçirdiği süre boyunca Nazi ideolojisine maruz kaldı. Hristiyan ebeveynlerinin değerlerini reddetti ve ırksal üstünlük kavramını benimsedi. Irma okulu bıraktıktan sonra Schutzstaffel'e (SS) katıldı.
Berlin yakınlarındaki tamamı kadınlardan oluşan bir toplama kampında eğitim kursuna gitti. Burada mahkûmlara kötü davranmayı seven acımasız, duygusuz bir gardiyana dönüştü. Ama en bilinen suçları Auschwitz'de gerçekleşti. Irma'nın resmi görevi gaz odaları için kurban seçmek olsa da, zamanının çoğunu insanları öldürerek ve sakatlayarak geçirdi. Kurbanlarını vahşice tekmeler, yumruklar, kırbaçlar ve döverdi. Bazen köpeklerine insanları parçalamalarını bile emrederdi. Irma, kurbanlarının acı çekmesini izlemekten de keyif aldı. Kurbanlara uygulanan acı verici prosedürler Irma'ya cinsel tatmin duygusu verdi.
Ameliyat edilmeden önce mahkûmlara anestezi verilmediğinden emin olurdu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Irma, Müttefikler tarafından yakalandı ve yargılandı. Suçlarından dolayı Aralık 1945'te, 22 yaşındayken asılarak idam edildi.
Sizce en korkunç hikâye hangisi?
Sağlıcakla kalın…