İnsan yaşamının en önemli unsurlarından biri, şüphesiz ki çok özel konumlar ve sırlardır. Sır; bir devleti batırabildiği gibi, bir devleti de ayağa kaldırabilir. .. Her ne kadar sır, bir güven, bir itimat gerektirirse de; ‘İki kişinin bildiği bir sır, sır değildir’ diye de bir atasözümüz vardır.

Dolayısıyla, bilhassa devlet yönetiminde oldukça önemlidir; sır tutmak…

Türk geleneğinde ve Osmanlı Yönetimlerinde bunun pek güzel örnekleri var. İşte onlardan biri:

Yavuz Sultan Selim Han sefer planlarını gizli tutardı. Ordu hazır olurdu ancak seferin nereye hangi güzergah üzerinden gideceğini son ana kadar kimse öğrenemezdi.

Hasan can destur alarak Padişahın yanına girdi. Sefer güzergahı hakkinda bilgi almak istemişti. Yavuz Sultan Selim sordu : "sır tutmayı bilir misin Hasan Can ?"

Hasan Can heyecanlanmışti " Evet " dedi zaten padişahın can dostuydu.

Yavuz şöyle bir tebessüm etti, "Bende bilirim Hasan… "

Hasan anlayamadı sır 2 kişi arasında olurdu biri padişahsa diğeri kimdi ?

Kendisi değilse başkası olamazdı olsa bile mutlaka bilirdi bu sır kimin arasındaydı??

Sefer hazırlıkları son hiz yapılmış ordu hazırdır. Ancak günler geçmiş Yavuz Sultan Selim bir türlü "hadi gidiyoruz " dememiştir . Sanki sanki bir işaret beklemektedir. Gece gündüz odasına kapanıp ibadet etmekredir..

En yakın dostu sır arkadaşı Hasan Can’ı arayıp sorar.

-Nerelerdeydin göremedim seni ?

-Birazcık dalmıştım hünkarın.

-Öyleyse rüyanı anlat

-Şaşıran Hasan Can, "dikkate değer bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum efendim" der.

-Olacak iş mi! Hasan. İnsan uyurda rüya görmez mi? Görmen lazım…!!!

Hasan Can üzerindeki şaşkınlığı atmadan ,Yavuz’un yanından kendi kendine konuşmaya Başlar;” Tuhaf der, sultan bir işaret bekliyor, ama acep ne ola ki…???“

Dışarı çıkar, tam bu esnada, başka bir Hasan 'Kapıcı başı Hasan efendi' Hasan Can’a yaklaşır.” Ben der, garip bir rüya gördüm, fakat bunu şimdi sultana nasıl anlatmalı ?

Hasan can bir taraftan şaşırır, bir taraftan da aradığı inciyi bulmuş gibidir. Tuttuğu gibi Hasan Efendiyi, çıkarır Yavuz’un karşısına:

-Hünkarım akşam çadırınızın önünde nöbet tutmakta idim. Bir ara dalmışım yada öyle sanıyorum, zira mekan aynı mekandı ve ben ayaktaydım, ama sanki uyumadım yani yarı uyanıktım, Yakaza gibi bir haldi, baktım dört atlı;

Çadırınıza doğru yaklaşıyordu. Hemen davrandım karşılarına çıktım. Güya kendilerine kimsiniz? Necisiniz? Diye soracaktım. Ancak, betim benzim soldu. Dona kaldım. Bir farklılık vardı. Atlar o kadar asildi ki, ayakları yere basmıyordu. Atlar hem heybetli, hem de sevimli idi. Ziyaretçiler Hünkarımızı sordular. Çadırdan dışarı ışık sızıyordu kendileri 'meşgul olmalılar' dedim. Öndeki atlı 'iyi’ dedi, rahatsız etme. Sabahleyin geldiğimi iletirsin. Efendimiz Muhammed Mustafa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Selim hana selam söyledi ve buyurdular ki;” Haremeyn’in hizmeti kendisine verildi.” Asil atlarla gelen nurani şahsiyetler geldikleri gibi hızla uzaklaştılar. Bir anda gözden kayboldular. Arkalarında helezon bir çizgi bıraktılar…Tam gideceklerdi, "durun siz kimsiniz ? "Dedim;

Öndeki, "Nasıl tanımazsın? ben Ebubekir, bu Ömer, bu Osman bu da Ali’dir" dedi…

Yavuz, heyecanlanmıştır… Gözyaşları içinde rüyayı dikkatlice dinler ve Hasan Can’a dönerek, tarihe altın harflerle yazılacak şu sözü söyler.

” Bilmez misin ki Hasan Can, biz emir olunmadıkça şurdan şuraya kıpırdamayız…!!!

Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi’nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği halde, hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu. Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal:

“Padişahım, bir maruzatım var,” dedi.

Padişahın:

“Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle,” demesi üzerine, İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu:

“Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş, sizi alkışlamayı beklerken siz hala şehre girmezsiniz. Bunun sebebi hikmeti nedir?”

Yavuz Selim şu şahane cevabı verir :

“Efendi, bizi hala tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil,

Allah rızasını kazanmak için savaşırız!.

SON SÖZ: ‘’ ASALET ve KALİTE, ASLA TESADÜF DEĞİLDİR. ‘’