İsterseniz, gelin önce sanat neye denir? Ona bir göz atalım…Sanat kişi ve toplum için ne ifade eder? Literatür tarandığında, sözlüklerde sanat için şu tanımların yapıldığını görmekteyiz:

Bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışavurumunda, anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü.Bu yöntemlerle ortaya konulan üstün yaratıcılık.

İnsanoğlu var olduğundan beri, Sanat konusunda farklı tartışmalar yaşamıştır. Bu tartışmalar günümüzde büyüyerek devam etmektedir. Bu tartışmalar eşliğinde sanat ile ilgili çok sayıda farklı görüş ve tanım ortaya çıkmıştır. Şimdi biz de bugün Sanat konusunda kısaca bir bilgilendirme yapmak isteriz. Umarım memnun kalırsınız. Bunu daha çok soru cevap şeklinde yapıp konuyu daha açıklayıcı hale getirmek istiyorum.

Yukarıdaki açıklamalarımıza da bakacak olursak Sanat için ortak bir tanım yapmak elbette zordur. Çoğu araştırmacıya göre sanat herhangi bir ürüne hayal gücüyle yeni bir şeyler ortaya koymasına sanat denir. Bu kısa tanımdan sonra uzun bir tanım yapacak olursak; Duygu, düşünce, fikir, tasarım, hayal gücü gibi duyularından yaralanarak ortaya çıkan anlatım ve ürün biçimine Sanat denir. Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılık ve hayal gücü sonunda ortaya çıkan anlatım biçimidir. Sanat kendi arasında işitsel ve görsel olarak ikiye ayrılmıştır.

Görsel olarak; Heykel, yazıt, resim… İşitsel olarak ise; Müzik, söz ve melodi örnek verilebilir.

Sanat ne zaman güzel olur, ne zaman çizgiden uzaklaşır diye hep kendime sormuşumdur. Sanatın dalları arasında bir genelleme yapılabilirmi? Bence yapılması gerekir. Hani çizgi sanatı icra eden büyük usta Bedri Koraman ‘ın çizgi ile anlattığı konuları, sözle mizahta anlatılsa aynı etkiyi yaratırmı? Bu da başka bir yön olsa gerek. Yazı yazmak, resim yapmak , heykel yapmak , tiyatro sahnesinde sanat icra etmek, hepsi sanatın çeşitli dallarında topluma bir bilgi , ders veya mesaj iletmek için yapıldığına inanırım. Bedri Koraman’ın külliyatının başında şu cümleler bulunur; ’’ Demokratik rejimlerde siyasal mizahın sahip olduğu yer, bir gelişmişlik göstergesidir ’’ denmektedir. Devamında ise ‘’ Demokraside bireylerin siyasal ilgiye sahip olmaları, sistemin sağlıklı işlemesi açısından zorunludur. Öte yandan, bireylerin kuru akılla yürütülen siyasete ilgi duymaları da, onu uğraş olarak benimsemeleri de mümkün değildir ‘’ denilmektedir.

Aslında mizah, ciddiyetsizlik anlamına gelmez, bilakis gülümseyen, keyifli bir zekanın işaretidir. Mizah,zekanın dirliğidir ve bu nedenle daima eleştirel bir ağırlığa sahiptir. Aslında mizahın konusu ve hedefi olanlar için, mizahı değerlendirmesi ve taraf için çok yararlı olduğuna inanırım. Düşünen insanlar için Demokrasi ile yönetilen ülkelerde iktidar icraat yapar, muhalefet ise eleştiri safhasında yer alır, sanatçı ise bunlardan sebeplenir ve kendisine işleyecek konu edinir.

Yargıtay 4 Hukuk dairesinin bir karikatür ile eleştiride tazminat davasını reddedip gerekçe olarak şu cümleleri vermiştir : ‘’Karikatür çizilerek yapılan siyasi eleştirileri basın özgürlüğü ve düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırı olduğu ileri sürülemez, Siyasi karikatürler , siyasetçiler için rahatsızlık yaratsa da, okuyucuların olayları daha net biçimde anlama ve kavramalarında etkili olur,’’ denilmektedir. Çizilerek yapılan eleştirideki temanın sözlü olarak bir sanatçı tarafından dile getirilmesini sindirmemek doğrudur. Oysa karikatürize edilen konuya hiç bir şekilde ceza verilmemesi gerekir. Siz karikatüre ceza vermeye başladığınız an, karikatür yapılamaz. Çünkü suçlanan şey, karikatürün tanımı olur. Karikatür eleştirmek için, alay etmek için, hatta hakaret etmek için yapılır. Karikatür mesleğini icra eden sanatçıya, topluma çarpık gelen konuları malzeme olarak verirseniz , eleştiriyede tahammül etmenizin şart olduğuna inanırım. Bu döngü bir yerde demokrasinin vazgeçilmez çarkının şartlarındandır. Bu bütün sanatçılar için geçerlidir, ancak siyaset yapanların önünde eğilip yerleri öpenler ve eteklerini tutanlar sanatçılar için doğru olmayabilir. Sanat, hükümranların ve güç sahiplerinin hatırı için yapılmaz, yapılmamalıdır da.. Sanat, toplu içindir. Kitleler içindir. Belirli zümreler için değil.

Toplumu mizahı ile güldüren ve gülerken de düşündüren usta sanatçıların yaptıkları eleştiri, mizahından ders alınması gerekirken, yargı yolu ile ifadeye çağırılması ne kadar hoşgörü ürünüdür, düşünülmesi gereken bir durumdur. Sanat ve sanatçı toplumun dilidir, ifadesidir…

Sanat, sanat için yapılmalıdır. İkinci dünya savaşı sonunda, Alman ve Avusturya hükümetleri, öncelikli olarak, Tiyatro-Opera- Konser ve Gösteri salonlarını ayağa kaldırarak, toplumun hizmetine sunmuştu. Toplumların duygularını ifade ettiği, düşünce ve fikirlerini paylaştığı, görüş alış verişinde bulunduğu, ilham alıp, ilham verdiği yerler bu salonlardır.

Sanatın, anlayış, hoşgörü ve toleransa her zaman ihtiyacı vardır.

Rahmetli Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu dönem de, zamanın bir numaralı stand-up ustası Uğur Yücel’le olan diyaloğunu da, bir başka yazımda, siz değerli okuyucularımla paylaşacağım.

SON SÖZ :’’ SANAT TAN YOKSUN BİR MİLLETİN, HAYAT DAMARLARINDAN BİRİ KOPMUŞ DEMEKTİR.’’