Futbolun düşmanıdır rehavet.
En olmadık zamanda karşınıza çıkar ve düşünceleriniz ile planlarınızı bir anda alt üst eder. Öyle ki, onca yaptığı işler, verdiğimiz emek bir anda silinir gider. O an takımınızı tanıyamazsınız.
İşte böyle bir görüntü verdi Adana Demirspor, Elazığspor karşısında.
Altınordu, Eskişehir ve Osmanlıspor maçlarındaki o mücadele , istek ve hırs sanki Demirspor’a küsmüş gibiydi. Bunun tek bir nedeni vardı; rehavet…Devamında ise nasıl olsa yeneriz düşüncesi…Yani rakibi küçümsemek.
Hiç kimse bu galibiyeti küçümsemesin. Zira, Adana Demirsporlu oyuncular rehavet hastalığına yakalandığı için yeniden sezon başına dönmüş gibiydi. Böyle bir atmosferde maçı kazandı Demirspor…Elazığspor yerine başka bir takım rakip olsa idi şimdi başka şeyler yazıyorduk!
Takım gol pozisyonu bulabilir, bunları kaçırabilir, rakibe pozisyon verebilir ancak kafada o maç üzerinden motivasyon yoksa işler arap saçına döner. Baktığımızda kaleden başlayıp en uca kadar bu sorunu yaşadı Demirspor.
Kaleci çağlar, neredeyse iki pozisyonda Elazığspor’a kapılarını açtı. Savunma sanki ilk kez maç yapıyor gibiydi. Hele hele sol bek Kaan’ın tanıyamadık. Ne mücadele de ne de ortalarında olumlu bir görüntü yoktu. Belirli zamanlarda Erdal ile Traore, ayakta durmaya çalıştı hepsi o kadar.
Berk kadar özellikli bir oyuncu bu kadar hata ile oynamaz. Böylesi yetenekli bir oyuncunun tek başına Elazığspor’u dağıtması gerekirdi. Aynı değerlendirmem Süleyman için de geçerli.
Sonucunda kötü oynarken de galibiyet almak önemli. Temelinde Demirspor kötü oynadı. Kötü oyun değerlendirmesini genişletebiliriz; rehavet, erken tatil modu, rakibi önemsememe…vs…vs…vs…
Şimdi Demirspor’un önünde Afyon maçı var. Zorluk derecesi Elazığspor maçında daha fazla. Yenmeniz gereken bir maç. Ancak, Elazığspor karşısındaki Demirspor’un halini düşününce de endişe kapılmamak yanlış olur diye düşünüyorum. Zira, rehavet hastalığı yapıştı mı bırakmaz.