Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı’nın onayıyla yeni bir orta vadeli program yürürlüğe konmuştur. Son beş yılda yürürlüğe konulan, ancak ekonomide yaşanan dalgalanmalar nedeniyle geçerliliğini yitiren kaç program oldu hatırlayanımız var mı? Bu yazının amacı kişileri ve kurumları sırf eleştirmek değildir. Eleştirinin yanında, işlerin doğru gitmesi için önerilerde de bulunmayı da hedeflemektedir. Üç bin yıllık devlet geleneği olan bir milletin bir “ekonomik program” dahi hazırlayamıyor durumuna düşmesinin “içimi sızlattığını” özellikle ifade etmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte “planlı kalkınma” modeline geçilerek, Toplumun ihtiyacı olan mal ve hizmetlerin hangilerinin devlet tarafından üretileceğine, hangilerinin ise özel sektöre bırakılacağının kararlaştırıldığı görülmektedir.Hedeflenen üretimin ihtiyaç duyduğu öğretmen, mimar, mühendis, doktor, ebe, hemşire, ekonomist gibi meslek mensuplarının yetiştirilmesi için gerekli eğitim kurumlarının açılmasına azami gayret sarf edilmiştir.Bu sayede, bir yandan hızlı bir iktisadi kalkınma sağlanırken, diğer yandan, insan kaynağının eğitim ve kültür düzeyinin, gelişmiş ülkelerin insanlarının seviyesine çıkarılması hedeflenmiştir.

1960-1980 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatının kurularak, Beş yıllık kalkınma planlarının hazırlandığı, sözü edilen planların kamu için bağlayıcı özel sektör için ise yol gösterici olduğu bir döneme geçilmiştir. Temel hedefin“iktisadi ve beşeri kalkınmanın” Avrupa ve Amerika düzeyine yükseltilmesi olduğu tartışmasız bir gerçek olmakla birlikte, söz konusu yıllarda siyasi istikrarın bir türlü sağlanamaması, sağ-sol çatışmaları, en önemlisi de “planlı kalkınmaya” inanmayan hükümetlerin iş başına gelmesi, hazırlanan beş yıllık kalkınma programlarından istenilen başarının elde edilmesini engellemiştir.

1980 yılından itibaren “planlı kalkınma” ve “devletinekonomide” faaliyet göstermesi fikri terk edilmiştir. Devlet işletmeleri hızlı bir şekilde özelleştirilmiş, özel sektörün her sahada boy göstermesinin önü açılmıştır. Bir zamanlar stratejik kurum olarak kabul edilen kamu kurumları bile “yabancılara” satılmıştır. Gerek yerli ve gerekse yabancı “özel sektör” firmalarının ekonomi ve siyaseti yönlendirdiği yıllar başlamıştır. Her şeyin iyi olacağı beklentisine karşın iki binli yılların başında Türk ekonomisi tarihinin en büyük krizini yaşamıştır.

İ.M.F. destekli program ile krizin aşılması çalışılırken, sürecin ortasında seçimlere gidilmiş ve mevcut siyasi partiler meclisin dışında kalmış, dokuz ay önce kurulan, ancak kısa süre önce tasfiye edilmeye çalışılan bir siyasi akımın partisi tek başına iktidar olmuştur. Yeni hükümet sözü edilen İ.M.F. programına sadık kalmış, planlı kalkınmayı çağrıştıracak başta Devlet Planlama Teşkilatı olmak üzere tüm kurum ve kuruluşları, son kalan devlet işletmelerini satmak veya kapamak suretiyle tasfiye etmiştir. Yaklaşık otuz beş yıl süren uygulamaların sonucunda “orta vadeli program” adı altında bir tür eski beş yıllık kalkınma programları hazırlanarak “planlı kalkınma” fikrine geçilmeye çalışılması şaşırtıcıdır.

İlk program denemeleri başarılı olamamıştır. Yürürlüğe konulan son programın başarılı olması tek dileğimizdir. Programın başarılı olması için; “sıcak para girişine bağımlı”, “ithalata dayalı”, “tüketim ekonomisine” dönüşmüş yapının,hızlı bir şekilde “ileri teknoloji içeren, katma değeri yüksek mal ve hizmetler üreten” üretim ekonomisine evrilmesi gerekmektedir.Sözü edilen değişim, Avrupa Birliği normlarına uygun demokratik ve hukuki düzenlemelerle desteklenmelidir.

Saygılarımla,