Stoizmin ikinci temel düşüncesi ise “Bizi üzen şey başımıza gelenler değil başımıza gelenler hakkındaki düşüncelerimiz”

Yani başımıza gelen kötü bir durumu nasıl tanımlıyoruz, nasıl içselleştiriyoruz? Bizi üzen aslında o “olumsuz” duruma bakış açımız değil mi? Bu düşünce aslında birçok terapistin terapilerinde kullandığı bir tekniktir de. Aslında bardağın dolu ve boş tarafı ikilemi bu düşünceyi daha net açıklar. Başımıza kötü bir şey geldiğinde olayın en kötü yanına bakmaktansa uzun süre sonra da olsa bizi etkileyebilecek iyi yanına bakmamız gerekir. Örneğin kanser hastası bir yakınımızı kaybettiğimizde en azından artık acı çekmiyor diye düşünmek gibi.

Hayatta her şeyin istediği gibi olmasını bekleyen ve isteyen insanlar aslında bu yüzden mutsuzdur. Hayat sürprizlerle doludur ve hiçbir zaman her şey istediğimiz gibi olmayacaktır

Bu yüzden elimizde olmayan şeyleri değiştirmeye çalışmak ve olmadığında üzülmek yerine olduğu gibi kabullenmek mutluluğu da beraberinde getirir.

Bu duruma en önemli ve açık örneklerden biri milli piyango biletleridir. Büyük bir hevesle alıp aslında üzerinden hiçbir etkimiz olmayan bir şeyin bizi mutlu etmesini bekleriz

Ancak büyük ikramiyeyi kazanamadığımızda zaten hiç bizim olmamış ve kendi çabamızla değiştiremeyeceğimiz bir durum için büyük bir üzüntü yaşarız. Yani her şey düşüncelerimizle ilgilidir

Stoacılık eylemsizliği savunmaz. Bu yüzden hayatımızda değiştiremeyeceğimiz şeyler için çaba harcamak yerine değiştirebileceklerimiz için çaba harcamalıyız

Örneğin milli piyango çıkmıyor diye üzülmek yerine daha çok kitap okuma isteğimizi yerine getirmek için çabalamalı ve bunu başarınca asıl mutluluğu yaşamalıyız. Çünkü bu bizim elimizde olan ve değiştirebileceğimiz bir şey

Stoizmi teoriden pratiğe çevirmek ve bir hayat felsefesi haline getirmek oldukça uzun bir süre alabilir. Ancak bu felsefeyi günlük olarak benimseyip bu düşünceyle yaşamak gerekir

Gerçek dünyada değerlerimizi bizler yaratırız. Olaylar karşısında hissettiklerimiz değerlerimizin yansımasıdır. Dünyaya pembe gözlüklerle bakarsak her şeyi toz pembe görebiliriz

Stoizm ya da stoacılık dünyaya pembe gözlükler bakmayı öğütlemez ancak pembe gözlüklerin takıldığında ne kadar güçlü olabildiklerini gösterir. Bizler de istediğimiz renkte gözlükler takabilir ve olaylara o gözlüklerin açısından yaklaşabiliriz.

Stoizmin 4 temel erdemi vardır: Bilgelik, cesaret, adalet ve ölçülü olma

Bilgelik: En karmaşık durumlara bile uzaktan bakıp sakin kalabilmek, büyük resmi görebilmek. Bir nevi baş etme yeteneği.

Cesaret: Hayatın karşımıza çıkardığı büyük ya da küçük her durum karşısında cesur olabilmek ve göğüs gerebilmek.

Adalet: Herkesin hata yapabileceğini kabul edip, herkese karşı adaletli ve insaflı davranmak.

Ölçülü olmak: Her durumda ılımlı olabilmek. Çok iyi ya da çok kötü olaylar karşısında kendini kontrol edip öz hakimiyet kurabilmek.

Dürüstlük: Karşımıza çıkan durumlar karşısında baş ettiğimiz şey ne kadar zor olursa olsun dürüstlüğümüzü korumak.

Bazı düşünürlerin stoacılık ya da stoa felsefesini tanımlayan sözleri:

Seneca: “Hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.”

Seneca: “Bazen yaşamak bile cesaret sergilemektir”

Epictetos: “Izdırap yaşamdaki olaylardan değil, onları değerlendirme biçimimizden ortaya çıkar.”

Diyojen: “İşte insanın çılgınlığı böyle bir şey. Mutlu olmak elindeyken perişan olmayı tercih ediyor. Bilinçsiz insan, köleler efendilerine nasıl itaat ediyorlarsa, arzularına öyle itaat ediyor. Ve arzularını kontrol edemediği için asla huzur bulamıyor.”

Marcus Aurelius: “Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.”

Marcus Aurelius: “Birisinin hatasına öfkelendiğinde derhal kendine bak ve kendinin de nasıl hata yaptığını düşün.”

SON SÖZ: ‘’MUTLULUK PAYLAŞILMAK İÇİN YARATILMIŞTIR.’’