İstikrar sözcüğü son yıllarda hayatımıza hiç bu kadar girmemişti. Gündelik yaşamımızdaki ilişkilerimizden tutun da, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik söylemler ile eylemlere varıncaya kadar, her alanda ve her şeyde istikrar istiyoruz. İnsanı, doğası gereği her gün değişen, taban tabana zıt olan söylem ve eylemler korkutmaktadır. Onun için insanoğlu, hukuk kuralları diye isimlendirilen uygulamaları hayata geçirmiştir. Kurallara uyduğu zaman, başta bedeni olmak üzere hürriyetinin, ekonomik varlığının tehlikeye girmeyeceğini bilmek istemektedir. Peki hayatımızdaki anlayışlar, kurallar,uygulamalar sonsuza kadar aynı mı kalacak, hiç değişmeyecek mi? Tabi ki hayır. Anlayışların, kuralların ve uygulamaların eskidiğini, değişmesi gerektiğini toplum zaten hissetmektedir. Bu konudaki taleplerini kendilerini yönetenlere çeşitli yollardan iletmektedir. Değişim, uzlaşma ile belirli süreçlerden geçerek gerçekleştiğinde, her hangi bir sorun yaşanmamaktadır.Bu temel parametreleri sağlayan ülkeler çağdaş, hukuk devletleri olarak isimlendirilmektedir. Dikkat edilirse, ekonomik kalkınmasını tamamlayan ülkelerin tamamı bu grubun içerisinde yer almaktadır.

İktisadi faaliyetler istikrarlı ortamlarda gelişir, belirsizliğin arttığı dönemlerde durma noktasına gelir. Otuz iki yıllık bankacılık hayatımın bana öğrettiği değişmez gerçeklerden birisi budur. Nitekim, bu günlerde yaşadığımız salgın hastalık, tüm dünyada ekonomik büyümeyi eksiye çevirmiştir.Gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde yaşanan yüksek oranlı küçülmeler, endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Büyümenin başlayabilmesinin temel şartının, belirsizlik ortamının kalkması olduğunda herkes hem fikir durumdadır. Bu durumdan hepimizin çıkaracağı önemli dersler bulunmaktadır. Söyleyeceğimiz, yapacağımız şeyler kesinlikle belirsizlik ortamı yaratmamalıdır.

Son günlerde, siyasi iktidar iç siyaset, dış siyaset ve ekonomide köklü değişikliklere gideceğini beyan etmektedir. İdeal olan, yapılması düşünülen değişikliklerin, toplumun mümkün olan tüm kesimleriyle görüşülerek, anlaşılarak yapılması yoluna gidilmesidir. Bu şekilde yapılacak değişikliklerin başarı şansı, ben yaptım oldu tarzı yapılanlardan oldukça yüksektir. İç ve dış siyaset konusundaki yapılacak değişikliklerin tartışmasını başka platformlara bırakarak, ekonomi alanındaki düşünülen dönüşümün, başta iş dünyası olmak üzere, akademik çevreler, işçi sendikaları ve tüketici dernekleri gibi sivil toplum örgütleriyle istişare edilerek yapılması elzemdir. Özellikle kurlar, faizler, vergiler,enflasyon, işsizlik, üretim, büyüme ve bütçe açıklarını direkt etkileyecek uygulamaların, mutlak surette uzlaşma ile hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi halde, alınan karar ve uygulamaların başarı getirmediği, uzun ömürlü olmadığı gerçeği, yaşadığımız sayısız deneyimle ortada durmaktadır.

Saygılarımla