Sapkınlar, meczuplar, Cumhuriyet ve Atatürk Düşmanları hariç, Hasan İzzet Dinamonun ‘’KUTSAL İSYAN, MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞININ GERÇEK HİKAYESİ’’ isimli ünlü eserinde belirttiği gibi, Atatürk ve silah arkadaşları, akıl mantık sınırlarını zorlayan, tüm yoksulluk ve yoksunluk içinde, tam bir fakirlik çukurunda verdikleri onurlu mücadele ile destan yazdılar. Tek kelimeyle yoktan var ettiler. Yıkılan, parçalanan, Osmanlı’nın, bir zamanlar sahip olduğu,20 milyon kilometre kare topraktan düşe, düşe 776 bin kilometre kare vatan toprağını Türk Milletine kazandırdılar. Hep şu söylenir: ‘’ Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz.’’

Yazının başında da belirttiğim gibi, İstiklal Savaşı, gerçek bir yaratıcılık, gerçek bir zeka, strateji oyunu ve gerçek bir ‘Milli Destandır’. Ancak, bir çok konuda olduğu gibi, tarih ve geçmişiz konusunda da hafızamız oldukça zayıf. Okumuyoruz. Araştırmıyoruz. Tarihimizi ve tarihi gerçeklerimizi bilmiyoruz. Dedikodularla, söylentilerle, hurafe ve uydurma anlatımlarla daha çok meşgul oluyoruz. Şu gün olmuş, tüm dünyanın büyük bir hayranlık besleyip, bizimde böyle bir liderimiz olsaydı diye imrendiği, Çanakkale’yi geçilmez yapıp, devrin en gelişmiş 7 düvelini yenen Atatürk’ü bile silmeye, unutturmaya, itibarsızlaştırmaya çalışanlar var. Dünya hayran ama bizim bazı sapkın ve meczup takımı değil. Tüm dünya takdir eder ama biz de aynı takım etmez. Tüm dünya 20. Yüzyılın dahi si der, ama bizim malum takım demez, aksine kötüler. Tüm dünya bu müstesna insanın hayatını okur, ilkelerini öğrenir, vatan millet aşkını öğrenir, onun ışığından faydalanır, halkına verdiği değeri öğrenir ama bizim malum takım öğrenmez. Tüm dünyaya bağımsızlık, özgürlük, hürriyet örneği olan, mazlum milletlerin örnek aldığı bu kutsal savaşı, ne yazık ki çoğumuz bilmiyor. Bilenler de yeterli değil…Bir savaşın anatomisi üzerine binlerce kitap yazıldı, cilt cilt kitaplar yayımlandı ama üzülerek ifade edeyim ki; hala bu muhteşem savaşı, belirli bir azınlık dışında kimse tam olarak bilmiyor. Oysa yerli ve yabancı kaynaklarda, binlerce kitap mevcut. Etrafımızda ki gelişmelere, komşularla ilişkilerimize ve dünya milletleri ile olan münasebetlerimize bakınca, İstiklal Savaşının, tarihi, sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve stratejik yönüyle iyi bilinmesinin gerekliliği de daha iyi anlaşılıyor…

Binlerce hatıratın olduğu bu kutsal savaşa dair bir anıya bu yazıda yer vermek istiyorum.
Eski Bir İstanbul hanımefendisi anlatıyor ;
‘’Yıl 1919 . İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.
Güzel bir kızdım. Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış. Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim. Nişanlandık. Nişanlımı seviyordum.

Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında, sabahlara kadar oyalar örüyor, kırlentler işliyor, mekik yapıyor ve bir hevesle, heyecanla çeyizler hazırlıyordum. Ama çok geçmedi ki, mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler. Alt üst oldum. Dedikodular beni çok üzdü. Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…Yıkıldım. Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti. Evlenmiştim, Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı. Artık ülkemiz özgürdü. Atatürk ve silah arkadaşları, yurdumuzu işgalden kurtarmış, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardı. Ata’mız Türk Halkı ve silah arkadaşları ile yedi düveli yenmişti. Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona. Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi. Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim. Bir büroya girdik. Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçerde yardımcıları çalışıyordu. Siz gerçekten avukat mısınız, dedim. Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum. Durdu…Başı öne eğildi…Beni affedin, dedi. O zaman ,İstanbul işgal altındaydı. Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu. Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadolu’ya , Milli kuvvetlere ancak, cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti. Bunu size bile söyleyemezdim... !!!! İşte bu vatan, bunun gibi binlerce fedakarlıklar sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ...!!!
MEKANLARI CENNET OLSUN... !!!!

SON SÖZ:’’ MEVZU BAHİS VATANSA, GERİSİ TEFERRUATTIR.’’