Türkiye'nin kredi notu günümüzde yatırım yapılamaz seviyenin altında ve riskli ülkeden aşırı riskli ülke çizgisine doğru, koşar adımlarla gitmekte olduğu gözlenmektedir. Yurtdışı kaynaklı açıklamalarda, Türkiye'nin notunun izlemeye alındığı ve buradan da iki kademe daha aşağı indirilebileceği dile getirilmektedir. (Biraz daha zorlarlarsa çöp seviyesine yakın)
Yıllık 7,4 büyüyen bir ülkenin kredi notu neden düşer? Bu büyümenin kaynağı nedir? Sanayi üretimindeki artış mı? Hayır… Ya? Mal ve hizmet hareketleri…Yani? Yanisi şu: Gelişmiş ülkelerin yanı sıra Çin-Hindistan-Endonezya-Meksika vb. gibi ülkeler, sanayi bazında, üretim bazında büyümektedir. Esas büyüme de budur.
Tablo ortada. Kriterler ortada. Not ortada. Dövizin durumu, faiz ortada.Başka söze gerek var mı? Kredi değerlendirme kuruluşlarının notlarını beğenmemekle olmuyor bu işler. Sıkıntı bizde. Uluslararası kabul görmüş derecelendirme kuruluşları, verdikleri notlarla, ülkenin yatırım kabiliyetini doğrudan etkiliyor. Yatırım yapabilir şirketler daima bu rasyolara bakarak karar veriyor.
İşlerin yolunda gidip gitmediğini çok kolay test edebiliriz. Şöyleki ; Bugün ülke CDS'miz 325,65 değerine yükseldi. Halbuki 1 yıl önce 190 puan seviyelerinde idi.
Önce CDS nedir onu bir anlayalım.CDS(CreditDefault Swap):Bir nevi sigorta poliçesidir. Ülkenin risk primini gösterir. O ülke borçlarının ödenmeme riskine karşı bir sigorta maliyetidir. CDS'in ne olduğunu anladık. FitchTürkiyenin büyüme tahminini 4,7'den 3,6'ya indirdi. 2,5-3 zaten o ülke büyümüyor anlamında. Yani kısaca bizim ekonomi durağan.
Yunanistan borç krizi nedeniyle risk primi en yüksek ülkelerden biri durumundaydı. Mayıs başından bu yana yükselişte olan Türkiye'nin risk primi bugün Yunanistan’ı geçti ve Türkiye iflas riski en yüksek ülke oldu.
Ülke CDS'miz 325,65 seviyesine ulaştı. Bu da yüksek olan döviz borcumuzu çevirebilmek için daha yüksek faiz oranlarından borçlanabileceğiz demek oluyor. Dış piyasalara sattığımız Tahvil ve bonoların ana paralarının ve faizlerinin ödenememe riski yani ülke iflas riskinin en yüksek seviyede olması durumundayız. Arjantin CDS oranı 425, Mısır 351, Türkiye 325, Yunanistan 317,43 Brezilya 278,04 Türkiye ilk beşin içinde.
Buradan da anlaşılması gereken, kasada, yani, hazinede para yok. O zaman düşürülen notumuz, dövizin artması yabancının bize kurduğu bir kumpas değil. Sıcak para tüm dünyada gelişmekte olan ülkelere akarken biz de bundan fazlasıyla yararlandık. Fakat aldığımız paraları ülkenin geleceği için akıllıca kullanmadığımız için bugün dış piyasalardan para bulmamız gene imkân dahilinde ama, maliyeti katlandı, borçlanmamız pahalandı.
Para olmazsa da ülke çarkları çevrilemez. Çünkü artık kendine yeterli bir ülke değiliz. İşte birşeyler yolunda gitmiyor, biz sadece günü kurtarıyoruz. Ne sanayi de ne de tarım da ki, tarımda samandan, ota her şeyi ithal eder duruma geldik. Oysa biz bir tarım ülkesiyiz. Dünya da en çok tarım ürünü ihraç eden ülkelerden biri olmamız gerekirken, ne yazık ki ithalatçı konumundayız. Üstelik bu kadar verimli, ekilir dikilir araziye sahip olmamıza rağmen…
Bundan sonra ne olabilir ? Temenni etmiyorum ama çözümsüzlük, yeni çareler üretir.Yarın emekli maaşları dondurulabilir, çalışan maaşlarından %10’lar mertebesinden başlayan kesintiler yapılabilir. Şimdilik ödenen, sosyal yardımlar durdurulabilir.
Emekli olmak isteyenlerin ikramiyeleri devlet tahvili olarak veya bir sürece yayılarak taksitler halinde ödenebilir, paramız millileştirilip, döviz kuru sabitlenerek tüm döviz hesapları TL'ye çevrilebilir.
Benzin önce 7. Sonra 10 lira civarı olabilir. Faizler ilk etapta %40 seviyelerini test edip daha yukarılara rahatlıkla gidebilir. (Arjantin örneği,şu an zaten mevduat 19 ticari kredi oranları 22 civarında) ABD doları, ilk etapta 5,50 iken, ilerleyen süreçte, 7.50 - 8.00 bandına oturabilir.(Yabancı rapor öngörüleri..) bütün bunlar inanılmaz gibi geliyor. Sanki bir film senaryosu gibi. Yabancı düşmanlığı edebiyatını bırakıp, gelişmelere aklı selim yaklaşmalıyız.
Ekonomik çıkmazlar sonucunda tekrar bir erken seçime gidilebilir.
ABD'nin eğittiği ve bizi kandırarak sınırın ötesinde, Fırat’ın üst tarafında konuşlanan, 60 bin kişilik eğitimli ve modern silahlarla donatılmış PKK'lı Kürt gerilla ile sıcak savaşa girilebilir.
Faizlerin tepe yapması, ekonominin çökmesi ile ülke resesyona girip buna bağlı olarak irili ufaklı yüzlerce firma iflas edebilir.(Büyük firmalar şimdiden borç yapılandırma istemeye başladılar, Gama Holding,Ülker,Doğuş Holding vb. gibi)
Ekonomik çöküşün toparlanamaması sonucunda, IMF ile masaya oturulup en büyük risk olan özel sektör borçlarına devlet garantisi verilerek borçlanılabilir, bunun yükü de komple işçinin, emeklinin, bordrolunun, esnafın üzerine yıkılabilir.
Elbette ki bu bir görüştür. Dileğimiz bu olumsuzlukların hiçbirinin olmamasıdır.
Hükümetimizin, ekonomiyi düzlüğe çıkaracağına umuyorum. Bu gerçekleri göz ardı etmeksizin, sn. Cumhurbaşkanımıza ve yeni kabineye başarılar diliyorum.
SON SÖZ:’’ İKTİSADA RİAYET EDEN KİMSE FAKİR OLMAZ.’’ *Hz.Muhammed*