Aksiyon filmlerinde kırmızı bültenle aranan kanun kaçaklarını, azılı suçluları ve onların peşinde koşuşturan federalleri hepimiz biliriz. Tüm bu koşuşturmaların ışığında, federallerin gözü kulağı olan muhbirleri de biliriz.
Federaller, suçlu olduklarından emin oldukları, fakat bir türlü aleyhinde delil toplayamadıkları şüpheli hakkında kapsamlı bilgi edinmek ve zanlıyı köşeye sıkıştırmak için gizlice takip ettirdikleri muhbiri ile işbirliği içinde çalışır.
Bazı senaristler ise, filmlerine renk katmak için çeşitli kurnazlıklar yapar. Bunlardan en bilineni ise, şüphelinin çalıştığı yere adam (köstebek) yerleştirmektir. Köstebekler, zanlının en güvendiği, en sadık adamı ya da canını emanet ettiği yakın koruması olur.
Aksiyon senaryolarının döndüğü polisiye filmler, bazen emniyet güçlerine de ilham olmuyor değil.
Peki, federallerin çok güvendiği, işbirliği yaptığı gizemli şahıslara ne denir?
Kimilerine göre ajan, kimilerine göre köstebek, kimilerine göre ise muhbir denir.
Filmlerdeki süper aksiyon sahnelerini bir kenara bırakıp, gerçek hayata dönelim isterseniz.
***
Çünkü gerçek hayat, film senaryosundan oluşmuyor. Kimse yaşantımızı kaleme alıp yazıp, çizmiyor. O yüzden biz en iyisi içimizdeki köstebeklere bakalım.
Özellikle kalabalık ailelerde sıkça karşılaştığımız muhbirleri hepimiz iyi biliriz.
Ne olduğu, neye ve kime hizmet ettikleri asla anlaşılmayan içimizdeki muhbirler; karıyı kocaya, kardeşi kardeşe, akrabayı akrabaya düşürmek için görevlendirilmiş iğrenç tiplerdir.
Peki, kimdir bunlar?
Ya kötü niyetli bir kaynanadır, ya kıskanç bir baldızdır, ya sevimsiz, suratsız, kem gözlü bir eltidir ya da ‘iyi niyet timsali!’ görümcelerdir.
Sadece aile, akraba arasında değil, okulda öğretmenine yalakalık olsun diye muhbirlik yapan gerzek öğrenciler de vardır.
En bilindik muhbir tipleri ise iş yerlerinde mevcuttur.
Bu rahatsız tipler terfi etmek, prim almak, patron ya da müdürün gözüne girmek için kendine rakip gördüğü mevkidaşını alt etmek, işinden etmek ya da koltuğuna geçmek için yapmadıkları oyunlar, çirkeflikler yoktur.
Ya patrondan çok patronculuk görevini üstlenenlere ne buyurursunuz?
Halk arasında ‘Kral Çıplak’ dediğimiz bu itici tipler de, muhbirlik görevlerini layığıyla yerine getirirler.
Bu ruh hastaları muhbirlik yaptıklarını düşünseler de, en büyük günahı işleyerek kul hakkına girdiklerini çok geç anlıyorlar.
Anlıyorlar da, ya sonra…
Sonrası ne olacak?
Yaptıklarını yanına asla kâr kalmıyor ve bir yerden acısı muhakkak çıkıyor!
Bizler de buna, ‘ilahi adalet!’ diyoruz
***
Sözün özü;
Dürüst, namuslu, ahlaklı, çalışkan, işinin ehli, kendinden emin olanlar; insan kılığına girmiş Şam Şeytanlarından (muhbirlerden) asla korkmaz.
Amma; krallıklarda, padişahlıklarda, imparatorluklarda, hatta günümüzde bile alt edemediğimiz, bir türlü erişime kapatamadığımız muhbirlere bir çare bulunmaz, bulunamaz.
O halde ne yapacağız?
Çok basit…
Çıkarcı, ahlaksız, satmaya ve satılmaya elverişli olan muhbirlerden uzak duracağız.
Başka önerisi olan?