2018 kamu ve özel sağlık sektörü açısından epey sıkıntılı bir yıldı.

Krize rağmen 2019 atılım yılı olabilir. Biz, 2019 yılını, sağlıkta atılım yılı olarak değerlendirebilir miyiz? Ona bakmak lazım.

Önce bir genel çerçeve çizelim. Dünyada giderek kendini daha çok belli eden bir karmaşa var. Bu karmaşanın bizi en çok ilgilendiren yanı, uluslararası piyasalarda paranın bizi tercih etmemesiyle ağırlaşacak olan dış borçlanma ve kredi maliyetlerinin artmasıdır. 2019 yılı ihracat rakamlarımız; yetmez ama iyi noktasında. Oysa bizim, 2023 hedefimiz olan 500 miyar dolarlık ihracat hedefini yakalamamıza, şunun şurasında 4. Yıl kaldı. Biz hala, 200 milyar dolar barajını aşamadık. Bir başka yetmez ama iyi diyeceğimiz husus; Turizm gelirlerindeki artıştır. Dünya Turizm sektöründe, daha üstlerde olmamız ve Turizm gelirlerinden daha çok pay alabilmemiz gerekmektedir. Elbette ki, geliştirdiğimiz/geliştirebileceğimiz teknoloji kadar da ithalat azalacak ve böylece cari açık ya sıfırlanacak, ya da minimum seviyelerde kalacaktır.Ticaret savaşları, jeopolitik kırılmalar ilave riskler yaratıyor ve girdileri büyük ölçüde dövize bağlı sektör üzerine aşırı yük biniyor. Acaba bu olumsuzlukları fırsata dönüştürebilir miyiz?

Her yeni yüzyıl, bir bakıma, insanlığın farklı bir evresine karşılık geliyor. 21. yüzyıla asıl giriş, zamanının cep telefonlarının dijitalleştiği ve yıkıcı teknolojilerin en derin şekilde kendini hissettirdiği 2007 yılı olduğu, genelde kabul gören bir varsayım. Şu anda aşırı hız çağındayız ve çok hızlanmış bir değişim yaşıyoruz. Gerçekten de sağlıkta dönüşümü değerlendirirken bu tarihi yeni bir başlangıç olarak alabiliriz.

Büyük veriyi üreten en önemli kanallardan biri, sağlık; bunu gereği gibi kullanıp bilimsel, klinik araştırmalara yön verebilecek miyiz? Blokzincir teknolojisi gerçekten sağlık sigortacılığını dönüştürüp sigortacıları işsiz bırakacak mı? Üç boyutlu biyoyazıcılar ile ne zaman organ yapabileceğiz? Cep telefonlarımız küçük eklemelerle ultrasonografi, mikroskop olabilirken acaba ileride sadece ekrana dokunarak kan tetkiklerimizi de yaptırabilecek miyiz? Gen tedavisi, kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare olabilecek? Bir şikayetimiz olduğunda veya kontrol amacıyla, Çin’de olduğu gibi önce yapay zeka kabinlerine mi başvuracağız? Sentetik biyoloji ve gen mühendisliği insan yaratıcılığının sınırlarını nereye kadar zorlayacak?

Bu sualleri sormaya neden olan baş döndürücü teknolojik gelişmeleri, hemen her gün basında, sosyal medyada ilgiyle izliyoruz. Sevindirici olan, yukarıda sözü edilen edilmeyen tüm ilerlemeleri yurtiçinde ve yurtdışında Türk bilimcilerin de başarıyla gerçekleştiriyor olması. Robotikten arttırılmış gerçekliğe, pek çok sihirbazlık gibi uygulamayı bizim gençlerimiz kolayca yapabiliyorlar, icat çıkarabiliyorlar! Sorun bu inovatif girişimcilerin sağlıkta karar verici liderlerle buluşamamasında… Kanımca burada gençlerin sektörü tanımaması kadar liderlerin, kurumların günlük koşuşturmaca içinde sağlıkta inovasyona gereği kadar değer vermemesi; vakit ve kaynak ayırmaması da önemli rol oynuyor.

Sağlık Bakanlığında, özgün işlere imza atan başarılı kurum TİTCK (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu) sağlıkta girişimciliği çok önemsediklerini belirterek, tüm sağlık girişimlerini bir çatı altına toplayacak, tek elden merkezi bir koordinasyon ile sevk ve idaresini sağlayacak, kısa adı SEDA olan bir yapı kurdu. Bu ifadeler aşırı merkeziyetçi devlet yapımızla örtüşüyor ama yeni nesil girişimciliğin doğasıyla pek uyuşmuyor. Yine de biz devletimizin bu iyi niyetli çabası hakkında fazla tereddüt göstermeden, onlara yardımcı olalım isteriz.

İlgili her kesim, sağlık bilimleri ağırlıklı üniversitelerin girişim başlatmayı hedefleyen işleri (StartUpları) ciddiye alacak bir yapıya kavuşmaları, üniversitesi olmayan büyük hastanelerimizin, yenilik yaratmayı destekleyen kuluçka merkezleri açmaları ve girişimcilere yoğun biçimde destek sağlamaları için cesaretlendirmeli, desteklemeliyiz. İnovasyon kültürünü, yenilikçiliği sağlık için bir yaşam biçimi haline getirmeliyiz.

Sağlık harcamalarının ani artışı olarak tanımlanabilen medikal enflasyon, ülkede yaşadığımız çoklu krizle beraber dayanılmaz noktalara geldi. Bireysel ödemeye dayanan sağlık sigortası olan hastalar sorunlarının çözümü için olabildiği kadar alt segmentlere kayıyor. Zorlanan kurumlar çalışanlara yaptırdıkları özel sağlık sigortalarında kesintiler yapıyor. Bazı hastaneler % 10 indirim ilan edip duruyorlar ama pansuman tedbirlerden çok, daha kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Gelin 2019’u medikal enflasyonla mücadele yılı ilan edelim. Topyekûn mücadele burada da gerekiyor. Bunun en kolay yolu inovasyon seferberliği ile yerli ürünlerin kullanımını yaygınlaştırmak ve maliyetleri düşürmek.

Yarın devam edeceğiz…