Halkların Demokratik Partisinin “Kendi adayımızı çıkaracağız” şeklindeki açıklaması üzerine muhalif kesimden gelen tepki ve eleştirileri anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.

Türkiye’de altı milyonun üzerinde oy potansiyeline sahip, meclisin üçüncü büyük partisinin kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkarmasından daha doğal ne olabilir?

Kaldı ki yaklaşık 16 ay önce kamuoyuna sundukları tutum belgesinde çok açık biçimde bu konudaki tavırlarını açıklamışlardı.

“Milletvekili seçimlerinde içinde yer aldığımız Emek ve Özgürlük ittifakıyla birlikte kendi adaylarımızla katılacağız ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek adam yönetiminden kurtulabilmek ve ülkemize demokrasiyi getirmek için ortak adayı destekleriz. Ama bu desteğimiz ilkesel olacak ve aday belirlenmesinde bizim fikrimizin sorulmasını bekleriz.”

Bu açıklamadan farklı sonuçlar çıkarmaya çalışanların samimi davranmadıklarını düşünüyorum.

Millet İttifakına sonradan katılan Deva Partisi yüzde 1-2 oya sahipken bile kendi Genel Başkanlarını Cumhurbaşkanı Adayı olarak ortaya sürebiliyorsa HDP’nin kendi adayını çıkarması niye yadırganıyor.

Kaldı ki bir yandan adayla ilgili arayışa girerken öte yandan yine de ortak aday konusunu değerlendirebileceklerini belirterek sorumlu bir tavır sergiliyorlar.

Demirtaş’ın ifadesiyle “neredeyse yüz kere çağrı yapmasına karşı HDP ile bir araya gelip görüşmekten kaçınan Millet ittifakı olabilecek tüm olumsuzlukların sorumlusu olacaktır.”

HEDİYENİ GÖNDER AMA DÜĞÜNE GELME!

HDP yöneticileri seçim sürecine girildiğinden bu yana mevcut iktidarın karşısında bir demokrasi bloğunun oluşabilmesi adına çok özenli bir dil kullandı.

Altılı masa görüşmelerine zarar verecek en küçük bir olumsuz eleştiriden kaçınmaya özel önem verdi.

Buna karşın adı faili meçhullerle anılan cemaat partileriyle bile görüşmekten kaçınmayan Millet İttifakı HDP ile bırakın ittifakı, görüş alışverişinden bile kaçındı.

Son yerel seçimlerde hiçbir koşul öne sürmeden CHP’nin belediye başkan adaylarına destek veren HDP’ ye karşı aslında başta CHP olmak üzere Millet İttifakının vefa borcu var.

Ayrıca seçimlerin hemen ardından HDP’nin bin bir zorluklarla kazandığı belediyelere kayyum atandığı, başkanlarının ve yöneticilerinin tutuklandığında da mevcut muhalefet partileri aynı ikircimli ve iki yüzlü tavırlarını sürdürdüler.

Oysa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuksuz uygulama ve iktidarın baskıları karşısında ilk destek HDP’ den ve Demirtaş’tan geldi.

Tek adam rejimine karşı en ağır bedeli ödeyen Selahattin Demirtaş mevcut iktidara karşı en etkili muhalefeti cezaevinden sürdürürken bile her açıklamasında “demokratik siyasetten vazgeçmeyeceklerini, teröre karşı barış ve demokrasiden yana politikaları sürdüreceklerini” açıklamışken hala HDP’yi terör örgütleriyle iltisaklı göstermeye çalışan iktidarın politikalarına daha çok itibar eden bir muhalefetle karşı karşıyayız.

Sorumlu siyasetçi kimliğiyle demokrasi ve özgürlükler adına Kandil’i ve İmralı’yı da karşısına alma pahasına ülkemizde en etkili muhalefeti sürdüren Demirtaş’ın partisi HDP’yi kapatmak, seçimlere sokmamak için iktidarın hukuk dışı uygulamaları ortadayken yaklaşık on saat süren son altılı masa toplantısında her konuyu konuşan liderler ilginçtir HDP ye yönelik hazine yardımını bloke etme kararına karşı kayıtsız kaldılar.

Aslında bu durum bırakın HDP yöneticilerini bu partiye oy veren milyonlarca yurttaşa karşı yapılmış bir saygısızlıktır.

Ülkü Ocakları başkanına karşı yapılan suikasta gösterdikleri ilgi ve duyarlılığı HDP’den esirgeyen muhalefetin şimdi “HDP sorumsuz davranıyor, niye Cumhurbaşkanı Adayı çıkarıyor?” deme hakkı yoktur.

HDP’yi çantada keklik, her koşulda sizin adaylarınızı desteklemek zorunda gören bir anlayış en hafif deyimle riyakarlıktır, oportünist bir tavırdır.

Tüm bu eleştirileri yaparken başta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve altılı masada yer alan liderler ve parti yöneticilerinin bugüne kadar yaptıkları titiz ve emek yoğun çabaları görmezden gelemeyiz.

Ben inanıyorum ki gerek HDP ve bileşenleri gerekse Emek ve Özgürlük ittifakı içerisinde yer alan siyasi partiler Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında sorumlu tavırlarını sürdürecek, ülkemizin esenliğe çıkması, bu iktidardan kurtulması için kendilerine yakışan en demokratik kararı vereceklerdir.

Özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinde ödedikleri bedel ve mücadeleye verdikleri destek ve katkı ölçüsünde dikkate alınma talepleri de analarının ak sütü gibi helaldir.

HDP ye oy ve gönül veren yurttaşlar bu ülkenin eşit yurttaşları olarak demokratik siyaset içerisinde yer almak, temsil edilmek istiyorlar.

Kendileri için bir dolu kırmızı çizgileri hak olarak gören siyasi partiler HDP seçmenlerinin hassasiyetlerini de dikkate almak ve saygı göstermek zorundadırlar.

Ülkeyi yönetemez hale gelen iktidar, seçimlerde uğrayacağı yenilgiyi gördüğü için son çare olarak muhalefeti parçalamak, aralarına nifak sokmak ve hatta kimi partileri seçimlere sokmamak için belli ki her yola başvuracak.

Son olarak HDP ile Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin arasına açmaya çalışan iktidarın bu oyununu bozmak zorundayız.

Kürt yurttaşların ve sosyalistlerin oyunu almadan bu iktidardan kurtulmanın mümkün olamayacağı gerçeğini hala göremiyorlarsa bunun sorumluluğu millet ittifakına ait olacaktır.

Umarım demokratik akıl ve kararlılık üstün gelir.