Evlenmek için deyim yerindeyse kırk takla atan çiftler, evlendikten sonra tuhaf hallere bürünürler. Bu, kadın-erkek fark etmeksizin yaşanan doğal bir süreçtir. Öyle ki, sevdiğine hayran oldukları, 7/24 yanından ayrılmam dedikleri eşlerini zamanla ihmal etmeler, eskisi gibi ilgilenmemeler, hatta ilk günkü gibi sevmemeler baş gösterir.  

Bu değişimin en büyük nedenlerinin başında ekonomi, yani geçim derdi gelir. Sabah-akşam birbirlerini görmüş olmalarının bıkkınlığı da ayrı bir ironidir. Bazen de, “Ben kiminle evlenmişim!” sorusu da gelir akıllara. Bu tartışmaya açık bir konu olsa da, özellikle ülkemizde basitleştirilmiş, sıradan bir hal almıştır.

“Evlilik zor zanaattır” der büyüklerimiz.

Peki, evlendikten sonra neden her şey değişir?

Eşler birbirlerine neden eskisi gibi sevmez?

Evlilik aşkı gerçekten öldürüyor mu?

Tartışılır…

Konuyla alakalı biraz absürt, biraz komik, ee biraz da gerçekleri yansıtan bir örnek vermek isterim. 

40 yıllık evli adam, evlilik arifesindeki oğluyla sohbete başlar. Annesinin gençlik yıllarını, evlendikten sonraki hallerini ve değişimini merak eden evladına bakınız neler söylüyor?

***

Oğul; ‘Baba, annem evlenmeden önce nasıldı? Annemin gençliğini çok merak ediyorum.’

Gençlik yıllarına giden yaşlı adam;

“Anneni ilk gördüğümde nutkum tutuldu, çarpıldım. Sizin o ilk görüşte aşk dediğiniz şey, bizim zamanımızda da vardı elbet. Onu görür görmez; İşte evleneceğim kadın dedim. Daha güzelini mi bulacaktım? Parmak kız gibi, cebime koyup kaçırsam dedim. 47 kiloydu o zaman...”

 ‘Annem…’

“Annen ya... Onu ilk gördüğümde, koltuğunun altında bir kitap, başı önde, fındık kurdu gibi sokakta yürüyordu. Çok okurdu o zamanlar. Dedikoduyu sevmeyen bir insan, küçük yerde ne yapsın ki?”

‘Baba, biyolojik annemden bahsediyorsun değil mi?’

“Tabii ya, ne zannettin?

Unutma evlat, hayatta değişmeyen kurallar vardır. Bunlardan biri de evlendiğin kadın.

Yıllar geçtikçe değişecek, evlendiğin kadından eser kalmayacak.

(Devam Edecek…)