Toplumların, ulusların uzun zaman içerisinde oluşmuş gelenekleri, görenekleri, fikir ve kültür birikimleri kendilerine özgüdir.

Kültür; insan aklının, insan muhayyelesinin verimli bir ürünü. Sanatta, kültürün içindeki önemli bölümlerden biri.

Tolstoy “Sanat: insanın duygularını canlandırıp, potasında erittikten sonra, başkalarının da bunları hissetmesi için, hareket, çizgi, renk, ses ve kelimelerle estetik bir biçimde ifade ihtiyacından doğmuştur” diyor.

Zanaat ise; insanların madde ile ilgili ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan ve öğrenimle birlikte, tecrübe ve ustalık isteyen işlerdir. Demircilik, terzilik, berberlik gibi.

Osmanlı İmparatorluğu zirveye çıktığı zaman, sanatın her dalında üstün bir konumdaydı. Mimaride, güzel yazı yazma sanatı olan hattatlıkta, klasik Türk resmi olan minyatürde.

Minyatür, nakış karışımı süslemeli, özgün bir resim sanatı. Suda tasarlanan boyamalı bir sanat olan ebruda, çinicilikte, halıcılıkta Osmanlı Devleti çok ilerideydi.

En kaliteli Türk halıları 15.-18. yüzyıllarda dokunan kök boyalı Gördes, Konya Ladik, Bergama ve Kula halılarıi. 19-20 ve 21. yüzyılda ise Hereke ve Sivas cezaevi halıları.

Karagöz-Hacivat, Orta Oyunu, Meddahlık gibi seyir oyunları, bugün sadece bayramlarda ve de göstermelik cinsten.

Türk sanat müziği, batı dünyasında pek tanınmıyor. Halk ezgileriyle bestelenen çok sesli müziğimizi, batı dünyası beğeniyor.

Günümüzde dokuma halıları pahalı olduğu için, piyasaya hakim olan makine halıları.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, bize özgü bir mimarimiz vardı. Bugün artık böyle bir şey yok. Hep taklit ve kopyalama. Bir de yüksek kuleli binalar çıktı ortaya.

Hattatlık, minyatür, ebru sanatlarımız bazı kişiler ve derneklerce yaşatılmaya çalışılıyor. Ebru sanatımızın UNESCO tarafından somut olmayan, kültürel miras listesine alınması sevindirici.

İletişimin hızlandığı, dünyanın küçüldüğü günümüzde, ulusların özelliklerini korumaları artık çok zor. Bizde bu sıkıntıyı yaşayanlardanız. Bazı zanaat gruplarımız erimekte. Lehimci, hallaç, kalaycı, bileyici, sokakta yoğurt ve dondurma satanlar, keten ve koz helvacıları gibi.

Tarihi mirasımız olan bu eski sanatları yaşatmak için, her türlü çaba sarf edilmeli. Çünkü, bunlar bize özgü çok değerli şeyler.