Önce Fransa ve İngiltere birlikteliği buralarda suni devletlere dönüştü, sonra Rusya ve ABD işe müdahil oluyor. Bir ABD Dışişleri Bakanının dediği gibi; ‘’ Ortadoğu 22-24 ülkeye bölünecek, ve bu küçük devletleri biz yöneteceğiz’’ İşte tipik bir hegemonya, tipik bir sömürge zihniyeti…Çünkü orta doğu; Petrol ve Doğalgaz zengini, üç kıtayı karadan birleştiren bir bölge…İnanç Turizminin merkezi. Kutsal şehirlerin merkezi…Dinlerin doğum yeri… Tarihin her döneminde iştah kabartmış ve devrinin etkin devletleri, Sultan, Kral ve Hakanları bu topraklara egemen olmaya çalışmıştır. Bunun yüzlerce örneği vardır. En somut örneklerden biri de; Haçlı Seferleridir(bu hususu ayrı bir yazı konusu yapacağız). 1095 - 1272 yılları arasında fasılalarla ( 177 yıl sürmüştür) yapılan, Avrupa Katolik Hristiyanlarının ve devrin Papa sının( Papa 2. Gregoriu ve Papa 2. Urbanus) talebi ile çeşitli vaatlerle kandırılmış Avrupa Katolik dünyasının Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde, askeri ve siyasi kontrol kurmak, bölgede hegemonya tesisi etmek için düzenlemiş oldukları seferlerdir. Bu seferler, iki temel argümana dayanıyordu.
1. 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya devlet olarak resmen ayak basan, Türklerin önüne Avrupa yolunun açılmış olması ve Avrupa’ya akınlar düzenlenmesi.
2.Mısır’da hüküm süren Fatimilerin elinde bulunan ve Katolik Hristiyanların kutsal saydıkları Kudüs’ü ele geçirmek ve de mümkünse, Türk’leri geri Orta Asya’ya sürmekti. Bunların çok çok iyi bilinmesi gerekir. Dün senin evladın olan, dedelerinin torunu olan nesil, bu gün sana düşman gösteriliyor. Buda emperyallerin tarih sahnesindeki kirli oyunlarından biridir. Çünkü emperyalizmi benimseyen ve tüm icraatlarını bu sisteme göre yapan devletler, doymak kanmak bilmeyen bir iştaha sahiptirler. Dünyanın neresinde olursa olsun, çıkarlarına hizmet eden bir durum varsa, menfaat icabı orasını sömürmek isterler… Tarihin her devrinde bunu görmek mümkündür.
Bizim orda ne işimiz varmış? Onların burada ne işi varmış? Bunu söyleyerek, “Milliyetçi gelenekten gelen bir siyasi geçmişe sahip bir partinin adayı, Müslüman mahallesinde seçmenden oy toplamaya çalışıyorsa, söyleyecek söz kalmıyor geriye! İşte kripto biri çıkar, “Ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü”der, “zeyinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” der gibi! Ama öte yandan Yahudi Halk Ezgisi, Filistin’in İsrail için “Vatan” yapılma hayallerini anlatan “Rabbi Elimelekh” Türkçe’ye çevrilip, “Bir başkadır benim memleketim” adını alır ve donanmamız Kıbrıs yolunda ise, hücum emri bu TRT’den yayınlanan bu şarkı ile verilir. Gerçekten de “Bir başkadır benim memleketim”..
Yeni dünya, 19.YY sonunda, savaş yıllarını o günkü kavram ve kurumlarla açıklanmayacak kadar farklı geliyor. Aile de değişecek, devlet de, ideoloji, politika, din algısı, her şey, ama her şey değişecek. Bunu doğru yönde mi, yoksa yanlış yönde mi yapacağız emin değilim. Küçük başarılar küçük hedefler kilitlenmemiz değil, büyük dönüşüme hazır olmamız gerek. Bu yeni süreç, İslam dünyası ve ülkemiz için bir fırsat olabilir. Hatta insanlık için bir kurtuluş fırsatına dönüşebilir.. Ama maalesef ufuksuzluk, kısırlık, cahillik, tarihi geçmişimizi iyi bilmeyişimiz, başımızın belası. Siyaset ve bürokrasi fütüristlik bir bakış ortaya koyamıyor. Filozofik bir bakış açısı sunamıyor. Sermaye de öyle. Media zaten “dibek dövenin hık deyicisi”, “sahibinin sesi”. Üniversiteler diploma dağıtılan merkezlere döndü. Seviye ortada. Bir kısım kendine “Cemaat” diyen topluluklar, iktidar ve servete ortak olmak için büyük bir iştihaya sahipler.
Bakın, biz jeo politik, jeo stratejik açıdan, potansiyel olarak nereden bakarsanız bakın en güçlü blokuz. Evet en güçlü blok biziz, ama biz bunun farkında değiliz. Bu bir.
İki: Biz bu gücü yönetecek, akıl ve imana sahip değiliz. Dolayısı ile cesur da değiliz. Bu sebepten iki yakamız bir araya gelmiyor. Onlar da bu ihtiras, bizde bu imkanlar varken, ensemiz tokattan kurtulamayacaktır.. Ya aklen, ya ahlaken ve imanen fıtratımıza, yaratılış gayemize döneceğiz. “Yol varsa budur, bilmiyorum başka bir çıkar yol”… Hristiyanlar birleşiyor da biz neden birleşemiyoruz? Bunun üzerinde de ciddi ciddi durmak lazım. Neden? Neden? Neden? Bunun cevabını bulup sorunu ortadan kaldırdığımız da büyük güç oluruz.
Biz aklımızı başımıza almazsak, dünya bizim, biz de dünyanın başına bela olabiliriz. O zaman yeryüzünde bir cehennem nasıl olurmuş görürüz. Bizim kurtuluşumuz, aklımızı başımıza toplamamızla mümkün. Biz “alemlere rahmet olarak gönderilen” bir “ahir zaman” Peygamberinin ümmeti olarak, bu çapsız, ufuksuz kalabalıklardan yakamızı bir an evvel kurtarmamız, kuru kalabalıklardan sıyrılıp, akıl, ilim ve hikmet sahibi, vicdan sahibi, iman sahibi, ahlak sahibi, bilgili, dürüst, çalışkan, üretken ve cesur insanlarla, İttihad, İttifak ve İtilaf’lar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Yoksa halimiz yaman! Yaman ki hem de ne yaman…
SON SÖZ:’’ GELİŞMELERE AYAK UYDURAMAYANLAR, GERİLEMEYE AYAK UYDURUR.’’