Her Mayıs ayının 2. Pazar günü “Anneler Günü” olarak kutlanır.
Bir sonraki Haziran ayının 3’cü Pazarı da “Babalar Günü” dür.
Ünlü yazar Dostoevski “Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden baba adını taşıyabilir” diyor.
Yani baba olmak zor değil, ama babalık etmek zordur.
Bir Amerikan İç Savaşı gazisinin kızı olan Sonora Smart Dodd, Anneler Günü gibi babaların da bir günü olması gerektiğini düşünmekteydi.
Dodd'un babası annelerinin yokluğunda altı çocuğunu tek başına büyütmüştü. Babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın Babalar Günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış ama bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe ertelenmişti.
Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910′da Washington'un Spokane şehrinde kutlanmış.
1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge kutlamaları desteklemiş; ama resmi olarak Babalar Günü ilan etmemiştir.
1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar Günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımlamış.
1972 yılındaysa başkan Richard Nixon'ın imzasıyla Babalar Günü yasal olarak ABD'de resmi tatil ilan edilmiş.
Ülkemizde; Atatürk sayesinde pek çok Dünya ülkesinin de önünde olarak, önce kadın hakları (çünkü, erkekler açık ara önde idi) sonra da çocuk hakları konusunda pek çok mesafe kaydetti.
Ama son yıllarda yasalara bakıyoruz her geçen yıl, kadınlara ve annelere bazı haklar sağlanırken babalara sağlanan haklar kırpılmış veya ortadan kaldırılmış.
Mesela neler mi?
Mesela; 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile ”erkeklerin birden fazla kadınla evlenmeleri” ve tek taraflı boşanma hakları (3 defa boş ol, boş ol, boş ol diyerek kadını boşama hakları) ellerinden alındı.
Mesela; 1990 yılında “kadının çalışmasını eşinin iznine bağlayan” madde kaldırıldı.
Artık hukuken, erkek karısına “sen çalışamazsın” diyemiyor.
Mesela; 1997’de, kadının evlendikten sonra “eşininkiyle birlikte kendi soyadını da kullanabilmesine” imkan tanıyan bir madde “medeni kanun”a eklendi.
Artık bir çok meslek dalında ve kartvizitlerde çift soyadlı kadın adlarına rastlamak olağan hale geldi.
20 yıl öncesine kadar, kadının vergiye tabi geliri “aile reisi” olması nedeniyle erkek tarafından beyan ediliyordu.
29 Temmuz 1998 tarihinden itibaren uygulamaya son verilerek, bu konuda da kadın özgür bırakıldı.
Artık kendi gelirini kendisi beyan ediyor.
Hele hele, TBMM’den 2000 yılında geçen yeni medeni kanunla getirilen “ortak mal paylaşımı” ile, evlendikleri kadınlar erkeklerin mal ortağı oldu.
Bu son cümlede “zengin oğlan, fakir kız” felsefesinden hareket ediyorum.
Çünkü “ya kız zenginse” dediğinizi adeta duyuyorum.
Aksine bir sözleşme yoksa, boşanma durumunda (evlilik sırasında edinilen mallar) yarı yarıya paylaşılacak.
“Erkekler kadınlara karşı, hiç mi kazanım elde etmedi?” derseniz söyleyeyim.
Etti etti…
Son yasama meclisinde çıkan bir kanunla “eşinden ayrılan kadının, ömür boyu nafaka ile erkeğin sırtından geçinmesinin” önüne geçildi.
Babalar Günü’nden nerelere geldik.
Ama bu konu beni sardı.
Sanırım ileride tekrar döneceğim.
Erkeklerin haklarını savunmak için.