İstanbul Okan Üniversitesi'nde, bir öğrenci programına konuk olan, Tiyatro Sanatçısı Ali Poyrazoğlu, öğrencilerin sorularını yanıtlarken, bir izleyicinin Twitter'dan yönelttiği, "Bazı adamların ne olduğunu anlamak için, ışığa tutacaksın, içinden Atatürk geçiyor mu geçmiyor mu' sözleri size mi ait" sorusuna, bir oyununda oynadığı Muhlis Sabahattin karakterinden bir anekdotla yanıt verdi.
Ali Poyrazoğlu anlatıyor:
Asi Kuş adlı oyunumda, Muhlis Sabahattin’i anlatıyorum. Muhlis Sabahattin, bizim en büyük bestecilerimizden. Batı kalıplı müziği, Türk halkına benimsetmeye çalışıyor. Operet ve Operalarımızı bestelemiş bir sanatçı…Frak silindir şapka giyen batılı bir adam.
"Car men oyunu, Türkiye'ye de geldi.’’ "İlki, Osmanlı zamanı.. 1880'de.."
"İkincisi, Cumhuriyet'te.."
Muhlis Sabahattin, İstanbul'da Opera ve Operetler oynayan bir kumpanya kurmuş, 1925’ler.. Carmen'i oynuyorlar.. Turneye çıkmışlar.. Trenle.. İzmit…
Ful çekmişler.. Oradan Adapazarı.. Mevsim kış…Havalar bozunca temsil iyi gitmemiş.. Eskişehir tam bir felaket.. Kar diz boyu, temsil bile yapamamışlar.. Yapamayınca da otelde rehin kalmışlar, iyi mi?. Beş lira lazım.. Beş lira da, o devirde önemli para haa...!!! Babam anlatırdı.. Bebek Belediye'de 125 kuruşa faça masa donatılıp Müzeyyen Senar’ı dinlendiği günler…..
Kumpanya karalar bağlamış, çaresiz, otelde mucize beklerken, haber duyuluyor…
Atatürk Ankara'dan trene binmiş, Eskişehir'e geliyor.. Şapka devrimi, o yıl çıkan ve kadınlarda peçeyi kaldıran kanunla tamamlanmış.. Ata, Türk halkına şapka devrimini tanıtmak ve anlatmak için dolaşıyor..
Muhlis Bey lobide haykırıyor…
"Atatürk arkadaşım... Parayı bulduk…!!!"
Kostüm sandıklarını açıyor.. İçinden bir frak çıkarıyor. Giyiyor…Doğru Eskişehir garına.. Orada görevliler penguen kılıklı adama bakıyorlar…!!! Biri "Amerikan Sefiri olmalı" diyor.. Yol açıyorlar.. Muhlis Bey en öne geliyor.. Tren gara giriyor.. Vagonun camı iniyor.. Atatürk'ün şapkalı eli gardakileri selamlıyor…
Sonra, iniyor aşağı, karşılayıcılara teşekkür etmek için…
Bir bakıyor, karşısında yakın dostu, Muhlis Sabahattin..
Kollarını açıyor; "Muhlis!.."
"Kemal!.."
Sarmaş dolaş oluyorlar..
Muhlis Bey durumu, iki cümleyle özetliyor..
"Otelde rehin kaldık, Kemal. Beş lira lazım!.."
Atatürk ceplerini karıştırıyor, cüzdanı açıyor..
Üç tek lira çıkıyor üzerinden…
"Üç liram var, Muhlis!.."
"Beş lira lazım, Kemal.."
Atatürk yanındaki dört yıldızlı generale dönüyor..
"İki liran var mı?..
Paşa ceplerini karıştırıyor ve 1 lira uzatıyor..
"Bu kadar var paşam.."
Atatürk "Dört lirayla idare et Muhlis" diyor..
"Beş lira, Kemal" diyor, Muhlis Bey..
Atatürk özel kalem müdürüne dönüyor bu defa.. Hasan Rıza Soyak olmalı..
"Bir lira bul" diyor.. Özel Kalem Müdürü ceplerini karıştırıp, beş kuruşlar, on kuruşlarla bir lirayı denkleştiriyor..
Atatürk sonunda "Beş Lira"yı Muhlis Sabahattin'e uzatıyor…
Ali Poyrazoğlu "Ben bu hikayeyi birinci elden dinledim" dedi.. "O kumpanyanın Car men temsilinde Don Jose'yi canlandıran tenor Celal Sururi'den.."
Devrin güzelliğine bakar mısınız?..
Hani sövdükleri devrin..
İnanmadınız değil mi?.
İnanılacak gibi değil çünkü..
Ama Atatürk'ün hangi yaptığı inanılacak gibiydi ki?.
Onun için "Ata" Türk'tü o!..
Bir düşünün…!!! O olmasaydı, bugün olduğunuz yere gelebilir miydiniz?... Bir Atatürk gibi liderin parasızlığına bakın, bir de sonradan görmelere, kıymet bilmeyenlere…
Mekteb-i Sultani değil, Robert Kolej hiç değil, bir kenar mahallenin, adını kimsenin bilmediği lisesinde okuyup, İETT'ye memur diye giren delikanlının bu ülkenin lideri, hem de ne lideri olması onun sayesindedir…
Söylediği laf, günlerce manşet olan, onlarca köşe yazısı yazdıran bir Kürt delikanlısının yükselişi, onun sayesindedir.. "Bu ülke filmlerinde niye ezan okunmaz" demişti ya..
Bu ülkenin camilerinde ezan okunması onun sayesindedir…
Bugün ona sövmeyi geçim yolu yapanların, ellerine geçirdikleri kalem ve mikrofonla saldıranların, bu imkanlara sahip olmaları onun sayesindedir…!!!
SON SÖZ: ‘’ KIYMET BİLMEYEN İNSANLARLA SINANIYORUZ…SABIR DA YORULDU ARTIK, KIRGINLIĞIMIZ ONDAN.’’