Adana’da bir sabah uyanırsınız; güneş daha Torosların ardından usulca süzülürken, sokaklarda ağır ağır bir sıcaklık yükselir. Her yıl değişmeyen bir ritüeldir bu: ısı, koku, ses… Ve her biri bu şehre ait bir hikâyenin parçasıdır. Ama biz, yıllardır aynı hatayı yapıyoruz: Bu şehrin hikâyesini siyaset tartışmalarının gürültüsüne teslim etmek.

Oysaki Adana, siyaset meydanlarında atılan sloganlardan, sosyal medyada dönen tartışmalardan, seçim zamanı ortaya çıkan vaatlerden çok daha büyük bir şehir. Burası, toprağa kök salmış bir kültürün, sıcağına rağmen hiç solmayan bir sanatın, her sokağında bin yıllık bir tarihin fısıldadığı bir yer.

Ama konuştuğumuza bakın…

Ne zaman iki Adanalı bir araya gelse, ilk kelime “siyaset”, son cümle “siyaset”. Masada çay biter, laf bitmez; ama konuşulan şey hep aynıdır: “Kim gelirse gelsin, ne değişir?”

Belki de önce şehri konuşmamız gerek.

Sanatı konuşmamız, tarihi konuşmamız, kaybetmek üzere olduğumuz değerleri konuşmamız…

Taş Köprü’den hiç geçtiniz mi bir sessiz sabah vaktinde?

Üzerinizden binlerce yılın geçtiğini hissedersiniz. Roma’nın ayak izleri, Seyhan’ın sabrı, kışın sertini görmüş, yazın kavurucusunu göğüslemiş o köprü hâlâ ayakta. Peki biz, o köprünün etrafına ne kadar sahip çıktık? Kaçımız çocuklarına “Burası sadece bir köprü değil, şehrin hafızasıdır” dedi?

Ya Tepebağ…

Adana’nın kadim yokuşları, eski Adana evleri, taş duvarlar, dar sokaklar… Kaç kişi orada bir adım attığında, altındaki toprağın binlerce yılın hikâyesi olduğunu fark ediyor?

Kalelerimiz var; Anavarza’dan Yılankale’ye kadar… Hani şu yolumuzun üstünde görüp de “Bir gün gideriz” deyip asla gidemediğimiz kaleler…Kim ne kadar sahip çıkıyor?

Kim gerçekten bu şehri “sadece yaşadığı yer” değil, “aidiyet duyduğu yer” olarak hissediyor?

Mesire alanlarımız, ormanlarımız, göl kenarlarımız…Hepsi Adana’nın nefes boruları.

Ama biz hâlâ şehrin nefesini değil, siyasetin gürültüsünü konuşuyoruz.

Belki de artık birileri yüksek sesle söylemeli: Adana’nın derdi siyaset değil, Adana’nın derdi unutulmak. Kendi insanı tarafından, kendi çocukları tarafından…

Bu şehrin sanatı var, tarihi var, kültürü var; ama konuşun yok.

Bir şehir sadece yönetilerek değil, hatırlanarak, korunarak, değer verilerek yaşar.

Siyaset elbet konuşulsun.

Ama artık , birileri kalkıp şu cümleyi kurabilsin:” Adana’da siyaset dışında da konuşacak çok şey var.”