Bu arada birileri yok etmek istediği kişileri sağ-sol ayağına yok ediyordu.

*Vatanım diyen bu gençler birbirine kırdırıldı. Bu arada utangaç bir kız gibi gezen kırmızı yanaklı bademler, korundu. 12 Eylül Amerikan darbesinden çizik bile almadılar. Tam tersi, büyümeleri için önlerine otoban açıldı. İşkence hanelere;
Saidi Kürdi ve İngiliz beslemesi, fikri pezevenk, tecavüzcü işgalci sevici hain Mısıroğlu’nun kitapları setler halinde girdi. Aslında bu durum bile hedefin ne olduğunu gösteriyordu.
Uğur Mumcu; Türkiye’deki imamların maaşlarının Kenan Evren ve Başbakan Bülent Ulusu’nun imzalarıyla, Suudi Rabıta örgütü tarafından ödendiğini ortaya çıkarmıştı(!).. Sahi, kominizmle mücadele derneği diye FETÖ’ye de bir rol verilmişti değil mi?
Evren, Amerikan darbesinden sonra ilk iş olarak Yunanistan’ın NATO’ya dönmesine olur vermiştir.

*12 Eylül darbesi, ülkemizi dönüştürme projesinin adıdır. Yeşil Kuşak projesine, ray döşemenin adıdır. Ülkeyi Amerika’nın otoparkına çekerken, engel çıkaracak direnç noktalarını(bir kuşağı, gençliği) yok ettiler. Bütün kurumlarıyla, siyasetçisiyle, Ordusuyla, istihbaratıyla… Bütün kurumlar suç ortağıdır. Bu kanlı oyunun en masumu, önüne konan davaya yüreği ile inanmış gençlerdi. Önce önlerine bir yem koydular. Sonra o yemleri yediler diye bacaklarını, kanatlarını, kafalarını koparttılar. Çocukları bile olmasın diye işkence yaptılar. Yetmedi; Cesetlerinin üzerinde tepinip, siyasi ranta bile çevirdiler.

*Geriye bademler, tarikatlar kaldı. Devleti ele geçirdiler. Bademler büyüdü, devletin bütün ederlerini ganimet görüp paylaştılar. Cumhuriyeti yıktılar. Ordu’yu başı kesilmiş tavuğa çevirdiler. Komik olan;
Varlık nedenleri olan 12 Eylül Darbecilerini bile yargıladılar(!).. Başka bir 12 Eylül badem darbesine malzeme yaptılar. Oysa 12 Eylül Darbesi bademin ebesidir.
Nato Paşalarının yarattığı badem canavara dönüşerek kendi kurumlarını yuttu. ABD’nin yönlendirmesi ile 12 Eylül darbesi yapıldı. Darbeciler işgal ordusunun yaptığı işkenceleri, tecavüzleri kendi milletine uyguladı.
Badem, 12 Eylül 2010 yılında, referandum adıyla sivil bir Amerikan darbesi daha yapıldı. Postallı darbeden takunyalı darbeye geçiş yapıldı. Türkiye’nin bekası için endişelenen kim varsa hapse tıkıldı. Küresel sermayenin bağımlısı uyumlu basın kullanılarak direnç noktaları linç edildi. Ülkenin bütün kaynakları yabancı sermayenin yağmasına açıldı.
Temel SAĞIROĞLU badem darbesinin operasyonlarıyla postal darbesinin operasyonlarını karşılaştırmış:

Türkiye’yi bilinmezlere ve karanlığa sürükleyen, 12 Eylül Amerikan darbesinin bilançosu:
12 Eylül ve sonraki 2 yıl….
650 Bin gözaltı,
1 Milyon 683 Bin fişleme,
50 idam,

171 işkence sonucu ölüm,
210 Bin dava, 230 Bin yargılama,
39 gazeteci tutukluya 3.315 yıl ceza,
14 kişi, Açlık Grevi sonucu ölüm,

16 Kişi kaçarken vurulma,

50.4 Milyar Dolar, maddi hasar….
AKP iktidarı ve sonraki 18 yılın bilançosu:
3 Milyon 432 Bin gözaltı,
8 Milyon 800 Bin fişleme,
182 müebbet (idam cezası kaldırıldığından dolayı)
İşkence sayısı hepimize karanlık…
1 Milyon 554 Bin dava, 815 Bin yargılama,
299 Gazeteciye, toplam; 3 Bin 36 yıl 8 ay ceza,
30 Açlık grevi sonucu ölüm,
54 Kendini yakma eylemi,
44 Maddi sorunlar nedeniyle intihar,

Yabancı ülkelerin istihbaratlarına, küresel pazarlıklara bir BESLEME ezikliği ile teslim olanlar, BESLEME OLUNCA, ağanın gücünün kendi gücü olacağını zanneder. Sonra bırakın güç kazanmayı, her türlü kullanılmaya başlarlar.
Hiçbir beslemenin Atatürk ve Kemalistleri, bağımsızlıkları uğruna bedel ödemeye daima hazır olmalarını anlaması mümkün değildir.
Kafes kuşlarının, bütün özgür kuşlara düşman olması ezikliğinin bir sonucudur.

Değerli okurlarım; özet halinde belirttiğim hususlar, ülkemizin her şeyden çok Demokrasiye ve Cumhuriyet değerlerine, ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu, şartlar ne olursa olsun, Demokrasiden ve Cumhuriyet değerlerimizden asla ve asla vazgeçmememiz gerektiğini gösteriyor. İnsan olmanın onurunu taşıyabilmek için, Özgür, bağımsız, hür düşünen, hür iradesini ve hür ifadesini kullanabilmesi için, temel hak ve hürriyetlerimizi özgürce kullanabilmek için, kısacası; insanca, insan gibi yaşayabilmek için, bizim ve ülkemizin yegane vazgeçilmezi: Hürriyettir, Demokrasidir, Cumhuriyet Sistemidir. Bunun dışındaki her türlü yönetim şekli, bu ülkenin hayrına olmaz, felaketine olur…

SON SÖZ:’’ BENİM KARAKTERİM, ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIKTIR.’’