Öncelikle Yurtiçi Yerleşik Gerçek Kişiler ile kimleri kast ediyoruz? Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde ikamet eden, ticari faaliyetleri olmayan insanlar bu tanımı oluşturmaktadır. Rahmetli Prof.Dr.Güngör URAS hocamızın Ayşe Hanım Teyze veya Rıza Bey Amca diye hitap ettiği kitle tamda bunlardır. Yazıyı okuyanların tamamına yakınını kapsadığından, bu kavrama BİZLER demekte sakınca görmüyorum. Kısa süreli yurtdışı seyahatleri dışında ticaretle uğraşmayan, yurtdışından mal satın almayan bizlerin döviz talebi, ilk bakışta garip görünmektedir. Gündelik hayatımızda nadiren kullandığımız yabancı ülkelerin paralarına neden bu kadar ilgi duyuyoruz?
Söz konusu döviz talebimizin nedenlerine girmeden önce, son yıllarda ülkemizdeki durumu kısaca irdeleyelim : 2014 yılında anılan kesimin bankalardaki Döviz Tevdiat hesapları yaklaşık 81 milyar Amerikan Doları iken 2018 yılında bu tutarın 85 milyar dolara, temmuz 2020'de ise 122 milyar dolara yükseldiği görülmektedir. Ayrıca, bu tutarların dışında satın alınarak bankalara çeşitli nedenler ile mevduat yapılmayan, yastık altı diye tabir edilen meblağları da eklersek, toplam rakamın daha da yukarıya çıkacağı açıktır. Döviz talebindeki artışın 2018 yılından itibaren hızlandığı, son günlerde nerede ise haftalık 800 milyon dolara ulaştığı görülmektedir. Yazımıza konu olan BİZLERİN bankalardaki mevduatının % 54'ünün yabancı para cinsinden oluştuğu dönemler de olmuştur. Milli paramız Türk Lirası açısından bu durum kabul edilebilir değildir. Resmi para birimimiz Türk Lirası, fiili para birimimiz ise döviz gibi tuhaf bir tablo oluşmaktadır.
Ayşe Hanım Teyze ile Rıza Bey Amcayı büyük bir fedakarlık ile biriktirdikleri paralarını dövize yönlendiren en önemli sebep Türk Lirası yatırım araçlarının getirilerinin son günlerde düşük kaldığı algısıdır. Değinilen kesimin en fazla rağbet ettiği Türk Lirası yatırım aracı Vadeli Mevduattır. Bunun yanında, vadesi uzun olmamak şartı ile hazine bonosu , devlet tahvili, varlığa dayalı menkul kıymet gibi yatırım araçlarının faiz oranı veya kar payları beklentiyi karşılıyor ise tercih edilebilmektedir. Değinilen yatırım araçlarının getirisi, enflasyon oranı ile özellikle altın ve dövizdeki artışla mukayese edilmektedir. Otuz iki yıllık bankacılık hayatımda değişmeyen nadir şeylerden birisi BİZLERİN bu konudaki davranış kalıbıdır. Eğer Türk Lirası yatırım araçlarının getirisi enflasyon ile kıyaslandığında düşük bulunuyor ise hemen döviz veya altına geçiş olmaktadır. Bu tablo yıllarca hiç değişmemiştir. Bu günlerde de aslında olan budur. Ayşe Hanım Teyze ile Rıza Bey Amca Türk Lirası yatırım araçlarının getirisini az bularak, parasının değer kaybını önleyeceğini düşündüğü döviz veya altına geçiş yapmıştır. Bu durumu gören ekonomi yönetimi, faiz oranlarını 200 puan artırarak, faizden yapılan kesintileri vade uzadıkça azaltmış, bir yılı aşan mevduattan yapılan kesinti oranını sıfıra indirmek suretiyle, Türk Lirası yatırım araçlarının getirisini cazip hale dönüştürmüştür. Atılan bu doğru adımın olumlu sonuçlarının önümüzdeki günlerde görüleceğini sanıyorum.
BİZLERİN tasarruflarının ekonomimizin genelini olumsuz etkileyecek şekilde altın veya dövize yönelmesinin önlenmesi için atılacak bir diğer adım da değinilen kesimler için güvenilir ve tatmin edici bir GELİR düzeyine sahip alternatif YATIRIM ARAÇLARININ uygulamaya konulmasıdır. Özelikle bu kesim için alım-satımı kolay, yatırımcının anapara + enflasyon oranının 2-3 puan üzerinde getirisi olan DEVLET GARANTİLİ ürünler hayata geçirilir ise Ayşe Hanım Teyze ile Rıza Bey Amcanın bu günlerdeki gibi altın veya dövize yönelmeyeceğini düşünmekteyim.
Saygılarımla,