Matbaanın günlük yaşama girmesi ile gazete sahibi olmak, bir iş kolu, gazeteciler de bu alanın emekçileri olmuşlardır. Ülkemizde de durum böyledir. Hem ulusal alana hitap eden ve hem de yerel ortamlara seslenmeye gücü ancak yeten gazeteler ve buralara görev alan, emek veren, ekmeğini bu iş kolundan kazanan gazeteciler vardır.
Basım teknikleri çok gelişmiş olsa da kâğıt üzerine basılı gazete çıkarmak, dijital teknoloji sonrası sıkıntıya düşmüştür. İnternet gazeteciliği adı verilen yeni tür medya oluşumu, klasik gazete anlayışını ciddi boyutta tehdit etmektedir. Bu etmenler sonrası, birçok gazetenin baskı sayısı düşmüş, ayakta kalmalarını sağlayan reklam gelirleri de azalmıştır. İstisnalar dışında, gazete sahibi olmak bir risk, gazeteci olarak evini geçindirmek de zor olmaya başlamıştır. İnternet gazeteciliği yetmezmiş gibi, adlarını sayabilmenin dahi zorlaştığı televizyon kanalları gazetelerin yaşam alanını iyice daraltmıştır.
Burada akıllara gelen ilk soru; “Gazeteler ölecek ve genç gazeteciler işsiz kalacaklar mı?” olmaktadır. Ki bu soru ile en çok ilgilenenler de, doğal olarak gazete patronları ve bu sektörün çalışanları olan gazetecilerdir.
Bu amaçla yapılan toplantılar ve paneller, dünyanın her ülkesinde yaygınlaşmıştır. Gazetelerin geleceği konusu tartışılmakta ve arayışlar hızlanmaktadır.
Bu toplantıların bir tanesi ki yıllar önce ülkemizde yapılanında, New York Times’in genel yayın yönetmeni olan Arthur Sulzberger; “Gazeteler ve gazetecilik ölmeyecek!” demiş ve bir gelecek reçetesi sunmuştu. Sulzberger, bu mesleğin “İçerik Devrimi” yapması gereğine işaret etmektedir. Kâğıttan okumanın keyfini devam ettirebilmek için, yüksek kaliteli gazeteciliğe yönelim öne çıkarılmalıdır, diyor ünlü basın insanı. Bu yeni yöntem; stratejik bilgi akımı, bilgilerin doğru analizi, doğru ve tarafsız yorum, özgür ve etik meslek ilkelerini barındırmalıdır, diyor. Gazetecilik belki de sadece kâğıtlara esir olmayarak her ortamı kullanmalıdır, diye ekliyor. Örneğin; internet, i-pad, elektronik medya unsurları …
Almanya’nın DieZeit gazetesinin yönetmeni olan GiovannidiLorenzo da benzer fikirleri paylaşıyordu. Yüksek kaliteli gazetecilik yapmak ve gazeteyi ayakta tutabilmek için para kazanmak zorunludur diyor. Bu yönetmene göre de, kaliteli gazetecilik yapmanın ana kuralları şunlar olmalı imiş; olayların perde arkasını ve arka planını irdelemek, okura sadakatten taviz vermeden gerçeklerden sapmamak, doğrunun peşinden koşmak, haklının yanında durabilmek ve kamuoyuna sağlıklı bilgi sunabilmek.
Basın dünyasını rahatsız eden en önemli konunun ise, bizim ülkemizde yandaş medya olarak tanımladığımız, batılı gazetecilerin ise iliştirilmiş medya adını verdikleri yayın organları olduğunu görüyoruz. En çarpıcı örneği olarak, Pentagon odaklı gazetecilik yapanlar işaret edilirken, maalesef bizim ülkemizde de yığınla örnekleri vardır ve gittikçe de sayıları artmaktadır. İster yandaş deyin, isterseniz iliştirilmiş medya deyin, bu gazetelerin ortak noktaları şunlardır; erk sahiplerinin ve iktidarların sesi ve de esiri olurlar, gerçekleri saklar ve de saptırırlar, kamuoyundan doğruları daima gizlerler, bu bağımlılıklarını da paraya çevirmekten hicap duymazlar!
Hemen her ülkede birkaç örneği var olan yandaş medya grupları, gazetecilik adına daima kaleyi içten yıkan çıkarcılar olarak tanımlanabilirler. Tek sığınma yolları da, diğer meslektaşları ile aralarında yorum farkı (!) olabileceği yalanını öne çıkarmaktır.
Gazetelerin akıbeti böyledir de, acaba gazetecilerin hali nicedir sorusu akla geliyor. Ülkemizde sayıları gittikçe artan İletişim Yüksek Okulları ile gazetecilik mesleğini seçmek üzere kendisini sorumlu kılmış nice genç insan, iş yaşamına atılmaktadır. Çok az bir kısmı ise kendisine bir iş alanı bulabilmektedir. Çünkü gazetecilik sektörü ulusalından yerel basınına kadar gittikçe daralmakta ve azalan baskı sayısı nedeni ile para kazanan bir işkolu olmaktan çıkmaktadır.
Devlet kanalı ile dağıtılan ilanların birim fiyatları piyasa koşullarına koşut oranda yükselmemekte, kâğıt fiyatları artmakta ve satış sonrası elde edilebilen gelir yeterli olmadığı için çalışan genç gazetecilere asgari ücretle bile maaş ödemesinde sıkıntı yaşanmaktadır. Tek çıkış yolu, gazetelerin baskı sayılarını arttırmak ve satın alınmalarını teşvik etmekten geçmektedir. ana sorunu en yürekten hissedenler ise yerel basın sektörü olmaktadır. Hemen her ilimizde ve hatta bazı ilçelerimizde ayakta kalma savaşı veren yerel basın organlarına destek vermek için bazı arayışlar daima gündemdedir. Beklenen en kolay çözüm yolu, yerel yönetimlerin destek olması beklentisidir. Ki, bu beklenti siyasi bir tercihi de beraberinde sürüklediği için gazetecilik etiği ile ters düşebilmektedir. Bunun dışındaki tek şans, yerel gazetelere o kentin insanlarının kol kanat germesinden geçmektedir. İşte, FOX TV Sabah Haberlerini sunan Sayın İsmail Küçük Kaya’nın önerisi bu noktada yol göstericidir. Kent insanları kendi yörelerinde ayakta kalmaya çabalayan yerel gazetelere sahip çıkarak günde bir tane gazete alırlarsa, umulur ki, o yerel basın organı kendisini toparlamak ve ayakta kalabilmek şansını bulabilecektir. siz değerli okurlarımızı ve kent insanımızı bu konuya duyarlı olmak konusunda bir kez daha uyarmak istemekteyiz. Umarız ki, sesimiz ve davetimiz duyulacaktır!..
SON:’’ GAZETE GİRMEYEN EV, SİSLİ HAVAYA BENZER.’’