24 Haziran seçimlerinin sona ermesi ile Türkiye, yeni bir döneme girdi. 81 milyonluk ülke, bundan böyle geçmişten farklı bir yönetim tarzıyla yönetilecek…Rahmetli Özal’ın meşhur olan bir sözü vardı;’’ Alışırlar, alışırlar…’’ İnsanoğlu her ne kadar muhalif özelliğine sahipse de, zamanla şartlara uyum sağlayan bir özelliği var.

Kolay değil, 1923’den bu güne kadar geçen 95 yıllık sürede, alışılagelmiş bir yönetim tarzı vardı. Nasıl ki 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp gitti ve yerine Cumhuriyet idaresi geldi, 95 yıl sonrada, yeni bir sisteme geçildi. Şüphesiz ki lehte, aleyhte çok şey söylenecek, çok şey yazılıp çizilecek… Her yeni şey gibi, bu yenilikte epey tepki almıştı zaten. Bir süre daha devam eder eleştiriler… Giderek dozajı işlere bağlı olarak azalır. Aksi olur mu? O durumu asla ve kata istemeyiz, temenni etmeyiz. Ülkemizin kaybedecek zamanı yok. Millet hizmet bekliyor. İlim, Bilim. Sanayi, Tarım, Turizm, Dış Ticaret, İç Ticaret, Yapısal sorunlar, Ekonomi, İşsizlik, İstihdam, Eğitim, Sağlık, Hukuk, Adalet sistemi gibi daha pek çok alan da yapılacak ya da iyileştirilecek yığınla işimiz var. Teknolojik gelişmeler almış başını gidiyor. Bizim de ülke olarak, çağın ve rekabetin gerisinde kalmamak için, süratle teknoloji üretmemiz, gelişmiş ülkeler safında yerimizi almamız lazım.

Şimdi çalışma, üretme, hizmet etme zamanı. Enerjimizi doğru ve yararlı alanlara yöneltmeliyiz. Siyasetin kısır çekişmeleri ile vakit geçirmemeliyiz.

Biraz da bekle gör pozisyonunda kalıp, neler yapılıyor, neler yapılamıyor görmek lazım. Elbette muhalefet olur, eleştiri olur. Ancak hemen şimdi değil. Hiç olmazsa, bir 6 ay geçsin bakalım.

Hepimiz iyi, kötü karınca kararınca yaşıyoruz. Ne kadar umutlu ne kadar mutluyuz?

Gelecekten beklentilerimiz neler? Daha iyi ve müreffeh bir yaşam. Çocuklarımıza güzel ve aydınlık bir gelecek. İş, aş sorunun olmadığı, huzurlu, güven içinde sakin güzel günler. Her vatandaşın istediği budur. Acaba öyle mi yaşıyoruz?

Yaşantımızın en güzel dönemi sanırım, 70'ler ile 80'ler arasındaki dönemdi. Gerek insan ilişkileri, gerekse ülkenin gelişimi ilerlemesi bu dönemde bugüne nazaran daha iyi bir seviyedeydi.

Tamam gene borcumuz vardı. O dönem yağ, tüp, benzin kuyrukları, hayat pahalılığı gene vardı. Ama toplumu birbirine destek olan ahlaki değerleri üst seviyede okuyan, bilinçli ve kültürlü bir toplumduk. Bağnazlık ve din erozyonu bu kadar değildi.

80 sonrası toplumsal bir erozyona girdik. Bu bir proje idi. Önce kişileri bencilleştirip bireyselleştirdiler. Sonra okuma alışkanlığını körelttiler, cahilleştirdiler en son da ahlaki değerlerini yok ettiler. Toplum tüketim toplumuna evrildi. Zannettik ki güzel evler, güzel arabalar, devasa AVM'ler, son model telefonlar, televizyonlarda yerli dizi patlamaları, hafta sonları brunchlara gitmeler, bayramlarda tatil fırsatları beş yıldızlı otellerde üç beş gün keyif çatmalar, cebimizde plastik, para yerine geçen yüksek limitli kartlar 45-50 yaşında emekli olmalar. Kendimizi bir farklı gördük. Öyle zannedip mışgibi yaşadık. Ve geldik bugüne...

Soruyorum; başınız sıkıştığında kimden bir yardım alabilirsiniz, kim size destek olur? Bankalar mı, arkadaş zannettikleriniz mi, ana babanız mı kim? Zor bir soru ve cevabı daha zor. Bunu ancak böyle bir durumda öğrenebilirsiniz. Muhtemel derin bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Ama iş işten geçmiştir. Bugün çalışan nüfusun %85 borçlu kiminin ev kiminin araba kiminin kredi kartı borcu var. Borç sarmalına kapılıp hayatlarını ve geleceklerini ipotek altına almış durumdalar.

Gene bir bayram arifesindeyiz cep telefonunuza mesaj üstüne mesaj geliyor size özel bayram krediniz hazır sadece şubemize uğrayın vb. Bunun Türkçe meali şu, sizi daha beter borçlandıralım bizim kölemiz olun. Çünkü bugün kartelleşmiş bankalar arasında köle savaşları yaşanıyor. Kim ne kadar para sattı, kimin ne kadar kölesi oldu. Siz battıkça onlar kazanacak paralarını katlayacaklar siz de ayvayı yiyeceksiniz. Farkına vardığınızda ise iş işten çoktan geçmiş olacak.

Oyun aslında hep aynı kuralları taktikleri işleyişi aynı. Bunu daha önceleri yaşayanların deneyimlerine biraz kulak verseydiniz, biraz da konu ile ilgili okuyabilseydiniz herşey çok farklı olabilirdi. Ama artık biraz geç oldu.

Demokrasi oyunu gereği, oyunu verip kendini rahatlatıp yaşantını hiçbir şey olmamış gibi sürdüreceğini zannediyorsun. Çok safsın arkadaş, esas iş bundan sonra başlıyor. Ekonominin gerçekleri artık senin cebini daha çok ilgilendirecek şu lafı ederken hiç düşünmedin. ‘’Çaldıysa benden çaldı sana ne’’! Aslında çalınan senin, çocuğunun, torununun geleceği idi. Bunu algılayamadın, futbol takımı tutar gibi parti tuttun. Olumsuzlukları ve olanları görmezden geldin sonuçta bugüne eriştin. Hadi bakalım bundan sonra da eskisi gibi dertsiz tasasız ve kaygısız yaşa. İşte böyle yaşayabilmek için, yeni dönem de yeni yönetime çok büyük iş düşüyor.

Kaygısız ve tasasız bir yaşama kavuşmamız için, yeni yönetime başarılar diliyorum. Vatana, Millete hayırlı, uğurlu olsun. Yolları açık, başarıları daim olsun…

SON SÖZ: ‘’ EĞER SEN İSTERSEN, O UZAKTA DEĞİLDİR.’’