Binaların depreme dayanıklı bir şekilde inşa edilmesi, denetim mekanizmalarının etkin bir şekilde işlemesi, mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi veya riskli yapıların dönüştürülmesi, yöneticilerin yerine getirmesi gereken temel görevler arasındadır. Bu sadece teknik bir zorunluluk değil, aynı zamanda vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlama sorumluluğunun da bir gereğidir.

O zaman bizleri yönetenler şapkasını önüne koysunlar ve tekrar düşünsünler.

Kentler, insanlar için yaşam ortamlarından en önemlisidir. Bireylerin kişiliklerinin çok yönlü gelişmeleri yanında, oturma, dinlenme, dolaşım etkinliklerini yerine getirme, kültürel aktivitelerde bulunma ve daha birçok insanca yaşama ortamını hazırlamalıdır.

En önemlisi, Merkezi ve yerel yönetimler, kentsel rant odaklı imar planları, plan tadilatları, kültürel mirasın ve kentin gelişimlerini olumsuz etkileyecek işlere girmemelidirler

Merkezi yönetim ve yerel yönetimler maalesef birçok konuda ‘’ben yaptım oldu’’ mantığı ile davranmakta, kent halkıyla hiçbir projeyi paylaşmadan uygulamaya koymaktadırlar. Daha ileriye gideyim, halka sormayı bıraktım projenin muhatabı STK’lara bile sormuyorlar.

‘’Bir elin nesi var, iki elin sesi var’’ Atalarımız bu sözleri boşa söylememişler ‘’birlikten kuvvet doğar’’ Daha sağlıklı bir şehir inşa etmek için tek başımıza karar vermeyelim hep birlikte ve muhataplarıyla birlikte karar verelim.

Alınacak doğru önlemlerle, bilim ve akılcı politikalarla, bu doğal afetin yıkıcı etkilerini azaltmak elimizdedir. Yöneticilerin bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmesi, sadece bugünün değil, geleceğimizin de teminatı olacaktır. Aksi takdirde, her sarsıntıda yüreğimiz ağzımızda yaşamaya devam eder, toprak ananın fısıltısı yerine, enkazın acı çığlıklarını duyarız.

Birlikte verilen kararlardan çok daha güzel projeler çıkar. Yaşadıklarımızı unutmayalım unutturmayalım.