Gazeteci yazar, yayıncı, Özdemir İnce'nin geçmiş yıllarda bir gazete yazısından alınan bu yazı, 60 yıl önce Mersinde Valilik yapmış olan,’ Bir Değer'den’ bahsetmesi bakımından önemli.
O yılların Mersin valisi olan, Tevfik Sırrı Gür'ün hayatını anlatan bir kitabı yazan, ODTÜ de öğretim üyeliği yapmış olan Prof. Dr. Uğur Ersoy'un,''Bir zamanlar Mersin'de '' adlı kitabından alıntılardır.
Özdemir İnce Şöyle anlatıyor:
''1942 yılında Mersin'e tayin edilen Vali Tevfik Sırrı Gür, bizim için tam bir efsaneydi. Zenginlerden para toplayarak , okuduğumuz ''müthiş'' liseyi (Halen eğitim öğretim yapılan; Tevfik Sırrı Gür lisesi)yaptırmıştı. Bizden önce lise öğrencileri, 67 km. tren yolculuğu yaparak her gün Adana’ya giderlerdi.
Tevfik Sırrı Gür, gene bağış toplama yöntemi ile Türkiye’nin en güzel halk evini yaptırmıştı. Türkiye’nin tek döner sahnesi olan halkevinde, 1946 yılında, devlet Operasının Madam Butterfly operası sahnelenmiştir.1950 den sonra demokrat partinin saltanat dönemlerinde halkevleri kapatılınca, salon sinemaya dönüştürüldü, döner sahne dönmez oldu!
Tevfik Sırrı Gür'ün Mersin’e kazandırdıkları sadece bunlar değil. Uğur Ersoy'un tanıklığıyla anımsadıklarım var: Ticaret Lisesi, Çocuk Esirgeme kurumu, Tüccar Kulübü, Ak kahve ve 1950 den sonra tamamlanan stadyum. Pek emin değilim ama galiba istasyon binası. Ak kahve başlı başına bir kültür yuvası. Birçok sanatçı edebiyatçı v.s yetiştirmiş olan yuva.
Benim için de özel bir önemi olan Ak kahve... Ders çalıştığım, kitap okuduğum, Paris hayalleri kurduğum akkahve.
Mersin 1950 lerde bir Avrupa kentiydi!
Uğur Ersoy'un babası , Tevfik Sırrı'nın Mülkiyeden sınıf arkadaşı. Vali, bir pazar günü, arkadaşı Yakup Ersoy'a ev ziyaretine geliyor. Havadan sudan konuştuktan sonra;'' Yakup senden bir ricam var, ama söylemeye utanıyorum. Bizim oğlan günlerdir -börek- börek diye tutturdu. Acaba bana iki avuç un vermen mümkün mü? Bunu başkasından isteyemem, sonra bunu kullanmaya kalkarlar'' diyor. Dönem II. dünya savaşı dönemi: Un yok, yağ yok, şeker yok, gaz yağı yok… Devlet, karne ile veriyor bu maddeleri.*
Gerisini Uğur Ersoy'un kitabından aktarıyorum: ''Devlet, üretilen tahıla el koymuş ve ekmek vesikaya bağlanmıştı. Şeker ve un bulmak olanaksızdı. Tahin helvası bile pekmezle yapılır olmuştu.
Devlet çiftçilere, ürettiklerinin küçük bir bölümünü bırakıyordu. Buna göre çiftçilerin durumu diğer halk kesimlerine göre biraz daha iyiydi. Bizim tarlalarımız olduğundan, ender de olsa börek yiyebiliyorduk...Düşünebiliyor musunuz? Çukurova’nın bir İlinin valisi, iki avuç un rica ediyor. Bu adamın(valinin) elinden her gün onlarca ton buğday ve un geçiyor, ama o bunun bir gramına bile dokunmuyor.... Kendi için değil, oğlu istedi diye, bunu kötüye kullanmayacağını bildiği arkadaşından un rica ediyor, hem de sadece iki avuç!... İşte benim dönemimdeki yöneticilerin hemen hemen hepsi böyleydi! !!!....
1950 seçim kampanyasında , dönemin içişleri bakanı Emin Erişirgil Mersine geliyor. Bakan valinin ve Yakup Ersoy'un mülkiyeden sınıf arkadaşı. Tevfik Sırrı Gür, Yakup Beyin bakanı karşılama önerisini şu gerekçe ile kabul etmiyor: ''Yakup, Emin özel bir ziyaret için gelmiş olsaydı, arkadaşımız olarak seve seve karşılamaya giderdim. Bakan olarak resmi bir ziyarete gelseydi, ben vali olarak elbette onu karşılardım. Ama o bugün bir partili olarak geliyor. Ben oraya gidersem devletin tarafsızlığına( Tıpkı Malatya valisi, merhum Naim Cömertoğlu’nun
Zamanın başbakanı, Turgut Özal’a; ‘’Çök Çök, sayın vali sende çök sözüne karşı, ben valiyim, vali devleti temsil eder, yani vali demek, devlet demektir. Ben çökmem, devlet çökmez’’ deyişi gibi) aykırı davranmış olurum.'' diyor.
Ve aynı gün, güneş battıktan sonra seçim konuşması yapmak isteyen bakana , '' Yasalara aykırı olduğu için'' izin vermiyor.
Türkiye bir zamanlar çağı yakalar gibi olmuştu. Kimilerinin ileri sürdüğü gibi, çağı gerçekten(?) ıskalamışsa , bunun sorumlularını arayıp bulmadan bütün Cumhuriyeti mahkum etmek, ön yargı olur, vicdansızlık olur.'' Özdemir İnce.
*Babam rahmetlinin nüfus cüzdanında görmüştüm, verilen gaz yağını, şekeri ve unu. Kazıma mühürle, mühür vurmuşlardı nüfus cüzdanına…
SON SÖZ: ‘’ ÖZLENEN, OLMASI GEREKEN VALİ BUDUR. DEVLET GÖREVLİSİ BUDUR.’’