Standard/ Poor’s, Moody’s ve Fitch Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının en bilinenleridir. Globalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, değinilen kuruluşların ülkeler hakkında hazırladığı rapor ve yaptıkları değerlendirmeler gittikçe önem kazanmaya başlamıştır.
Standard/ Poor’s, Moody’s ve Fitch Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının en bilinenleridir. Globalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, değinilen kuruluşların ülkeler hakkında hazırladığı rapor ve yaptıkları değerlendirmeler gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Ülkelere borç verecek olanlar veya yatırım yapmayı düşünenler, bu kuruluşların hazırladığı raporları, yaptıkları derecelendirmeleri dikkatle incelemekte, borç verme veya yatırım yapma kararlarını ona göre şekillendirmektedirler. Söz konusu kuruluşlardan olumlu rapor alan, kredi derecelendirme puanı yüksek olan ülkeler, düşük faizli, bol miktarlı, kolay yollardan dış borç temin edebilmekte, buna karşın, kredi Puanı düşen ülkeler, çok daha kısa vadeli, oldukça yüksek faizle borçlanabilmektedir.
Borç para temininde yaşanan durumun benzeri doğrudan yatırımlarda da görülmektedir. Kredi notu yüksek olanlar, doğrudan yabancı yatırımları en fazla çeken ülkelerdir. Bu ülkeler yatırımcıların gözünde riski en düşük olanlardır. Değinilen ülkelerin ekonomisi sağlam, demokrasisi ve hukuk düzeni oturmuş, dış ilişkileri sorunsuzdur. Doğrudan dış yatırım yapmak isteyenlerin aradığı temel şartlar aşağı-yukarı bunlardır. Böyle olunca, kalkınma, refah ve güvenli geleceğin anahtarı olan “doğrudan yatırımlar” bu ülkelere kaymaktadır.
Türkiye, kredi derecelendirmesinin en yüksek düzeye çıktığı 2008-2010 yıllarında, tarihinin en uzun vadeli ve en yüksek tutarlı borçlanmasını yapabilmiş, yine, tarihindeki en fazla doğrudan dış yatırımını almıştır. 2010 yılından sonra ise Türkiye ekonomisi rasyonel olmayan, iktisat ilminin temel prensiplerine aykırı kararlar ve uygulamalarla karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Takip eden yıllarda her geçen gün yerli ve milli üretimin ihtiyacı karşılayamaması nedeniyle, dış ticaret açığı, cari açık ve bütçe açığı ile döviz kurlarındaki yükselme, ekonominin genel dengelerini bozar hale gelmiştir.
Bu durumun doğal sonucu olarak, Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu B’ye, görünümünü negatife indirmiştir. Kredi puanının düşüşüne paralel olarak, Türkiye daha kısıtlı borçlanmayı çok yüksek faiz ödeyerek bulabilir duruma düşmüştür. Yine, çektiği doğrudan dış yatırımlar, kademeli olarak azalmaya başlamış, günümüzde ise en düşük seviyeye inmiştir.
Bu kısır döngü 2023 yılı Mayıs ayındaki seçimlere kadar sürmüş, seçimlerin ardından tekrar göreve getirilen Hazine ve Maliye Bakanı’nın dediği gibi Türkiye’nin rasyonel (akılcı) uygulamalara dönmenin dışında seçeneğinin kalmadığı kabul edilmek zorunda kalınmıştır. Faiz politikasından keskin bir U dönüşü yapılarak işe başlanılmış, uluslararası çevrelere üretim ve ihracatı artıracak, dış ticaret açığını, cari açığı ve bütçe açığını düşürecek akılcı politikalar uygulanacağı sözü verilmiştir. Bu sözlere ihtiyatlı yaklaşan Uluslararası Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’nin notunu B’de tutarak, görünümünü negatiften “durağana” çevirmiştir.
Kredi notumuzda yapılan iyileştirme, bu günden yarına bol miktarda, uzun vadeli, küçük faizli borçlanmamızı veya büyük miktarlı doğrudan dış yatırımları çekmemizi sağlayacak nitelikte değildir. Doğru adımlar atmaya başladığımızı, bu adımlara devam etmemiz halinde, kredi notumuzun yükseltilebileceğini söylemektedir. Dilimizde hiç yoktan iyidir ve yetmez ama evet diye iki deyim vardır. Şimdilik yapılan budur. Umarım siyasi iktidarımız geçmişte yaptığı yanlışları tekrarlamaz ve kredi notumuzun yükseleceği günlere kısa sürede kavuşuruz. Aksi halde, kredi puanımızın bir kademe daha düşürülmesi ekonomimizi daha büyük sıkıntılara sokacaktır.
Saygılarımla,