26 Aralık 1978’de Ceyhan’ın Yenikent Köyü’nde doğmuşum. Gökyüzü böyle kadersiz bir adam dünyaya gelmiş diye sel olup dökülmüş o yıl. Daha beşikteyken dünya bana bakıp demiş ki:

“Sen rahat yüzü görmeyeceksin.”

Doğduğum yıl İran’da Humeyni dönemi başlamış. İki yıl sonra 12 Eylül 1980 ihtilali geldi. Biz daha o yaşta sadece “Neden annem yağ kuyruğunda?” sorusunu soruyorduk. Sonra öğrendik ki Kenan Evren, miting meydanlarında Kur’an-ı Kerim’le poz vermiş.

1984’te PKK silahlı eylemlerle sahneye çıktı. Körfez Savaşı’nda bodrumlara muşamba çektik, Saddam bantlarıyla camları yapıştırdık. O günlerde kader bize “Hadi bakalım, buyrun! Göreceksiniz” demişti sanki.

Hey gidi günler… Dünya daha basit görünüyordu, düşman belliydi, yağ kuyruğu vardı, ama mutluluk da vardı. Her Müslüman erkeğin tattığı sünnet olayını yaşadım, kadersizlik orda da beni buldu sünnetçi miydi berber miydi hatırlamıyorum. Yüzüme usturayı vurmadan kendisiyle o anda tanıştım.

Sonra Sivas Madımak Katliamı, 28 Şubat süreci, 17 Ağustos Marmara Depremi, ekonomik krizler, e-muhtıra, Arap Baharı, Suriye İç Savaşı, Gezi Parkı olayları, Mısır’da askeri darbe, 15 Temmuz darbe girişimi, COVID-19 pandemisi, 11 ili etkileyen asrın felaketi kıyametin provası 6 Şubat depremi, Gazze–İsrail savaşı…

Kader sanki bize “paket program aldınız, iptal yok” dedi.

Ve o anda aklıma geldi Ferdi Tayfur:

“Durdurun dünyayı, başım dönüyor!”

Ve tabii:

“Felek bize gülecekmiş gibi!”

Son zamanlarda belediye operasyonları, bahis iddiaları, uyuşturucu operasyonları… Gündem öyle hızlı ki haberlere bakarken Ferdi Tayfur gibi “Başım döndü” demekten kendimi alamıyorum.

Artık birisi çıksın ve kadere desin ki:

“Tamam abi, yeter! Bir nefes alalım!”

47 yılda bize yaşatılanlar bir ömre değil, birkaç ömre yeter. Ama ne yapalım…

Kader böyle yazmış, Ferdi Tayfur da haklı:

“Durdurun dünyayı, başım dönüyor!”

Ve biz hâlâ gülüyoruz.