Qin Devletini kurmak ve toprakları tek bayrak altında toplamak sadece ilk adımdı. Qin Shi’nin bir halk olmak, tek bir millet olabilmek için daha fazlasına ihtiyacı vardı. Bu nedenle tüm Çin İmparatorluğu’nda değişen anlamlardaki alfabeyi tek anlama gelecek kelime ve harflerle yeniden düzenletti, ardından ortak bir Çin alfabesi oluşturdu. Ayrıca ortak bir takvim geliştirdi. Ağırlık ölçülerini, para birimlerini ve fiyatları hatta at arabalarının genişliklerini bile tüm Çin yollarında ortak bir ulaşım sağlanabilmesi için standarda bağlattı. Ayrıca diğer hanedanlıkların yeniden birleşmesini önlemek ve ülke kontrolünü düzene sokmak için il ve ilçe sistemini oluşturdu. Ülkeyi valilerce yönetilen 36 ile ve bunların da altında ilçelere ayırarak kurduğu imparatorluğu gerçek bir devlet haline getirdi.

Qin Shi Huang, her ne kadar acımasız bir lider olsa da, liyakat onun en önemli karakteristik özelliğiydi. Liyakat sahibi bilim insanlarını ve vezirleri düşman bir ülkenin vatandaşı bile olsalar, davet edip projelerinin yönetimini vermekten çekinmiyordu. Ülkedeki asilzade ailelerden gelme görev sistemini değiştirerek eğitim ve beceriye yani liyakate dayalı bir yükselme sistemi kurdu. Tüm zalimliğine rağmen o becerikli bir hükümdardı ve bunu da kanıtlamıştı.

***

Tabii ki muazzam yetenekli diplomat, filozof ve imparatorun başbakanı olan Li Shi’nin desteklerini unutmamak gerekir. Birçok faaliyette, danışmanlıkta ve fikir babalığı ona aittir. Li Shi, ölümüne kadar imparatorluğa başbakanlık etmiştir.

İmparator Qin Shi, Çin tarihinin en büyük mimari projelerinden birini de gerçekleştirmiş, Li Que Kanalını inşa ettirerek Çin’deki tarımsal verimi 5’e katlamayı başarmıştır. 1 milyondan fazla işçinin çalıştığı bu muazzam projenin sonucuna, gelişen tarım arazileri bugün bile Çin’deki en verimli arazilerden biridir.

Ancak imparatorluktaki sorunlar hala bitmemişti. Öyle ki, Orta Asya’dan gelen bir güç mücadele edilemeyecek kadar sert ve acımasızdı. Onlar, Türk ve Moğollardı…

Orta Asya’dan gelen Türk ve Moğol akınları yüzlerce yıldır olduğu gibi sınır bölgelerine büyük zarar veriyordu. Bu adamlar Asya’nın sert ikliminden gelen hızlı biniciler ve iyi okçulardı ve Çin askerlerinin onlarla mücadele etmesi mümkün değildi.

Gelenler Bozkırın çocuklarıydı… Öyle ki, ülkenin kuzeyinde bir grup akıncı yağma yaparken, güneyinde, ortasında ya da diğer bölgelerinde birbirinden bağımsız onlarca Türk ve Moğol gurubu sınır kasabalarını yağma ve talan ediyordu. Eski hanedanlıklar gerek evlilik yoluyla Türklerle bağ kurmaya çalışıyor, gerek çeşitli imtiyazlar vererek baskınları önlüyordu.

Öyle ki, bir Çin Prensesinden kalma acıklı bir şiir şöyledir;

“Ailem beni dünyanın uzak köşesinden biriyle evlendirip, yabani bir ülkeye gönderdi.

Duvarları keçeden yapılmış, yuvarlak çadır benim sarayım.

Tek yiyeceğim kurutulmuş et, içeceğim ise kımız.

Sürekli ülkemi düşlüyorum, kalbim parçalanıyor.

Evine dönen sarı kuğu olmak isterdim”

Orta Asya’nın kurtları, Qin Shi’yi bile çaresiz bırakmıştı. Ancak o, imtiyaz vermek ya da evlilik bağı kurmak gibi zayıf bir hareketi kendine hakaret görürdü.

Daha başka ve kalıcı bir çözüm planlıyordu;

O plan; ülkeyi baştan sona saracak olan dev bir duvar,

Tarihin gelmiş geçmiş insan yapımı en büyük eseri,

Kanla, alın teriyle yapılmış bir duvar;

Yani Çin Seddi

(Devam Edecek…)