“Ve Rabbin sana teslim edeceği bütün insanları bitireceksin; gözün onlara acımayacak.”
Tevrat /Tesniye, 7:16

alberteinstein’in "üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü, taş ve sopa ile yapılacak" sözünden yola çıkılarak nükleer savaş kavramı ortaya çıktığından beri oluşan paranoya, tüm dünyanın üçüncüdünya savaşı sonunda tamir edilemez bir yıkıma uğrayacağı, medeniyetin ve teknolojik ilerlemenin sonunun geleceği şeklindeydi.
Bu geçerli bir paranoya olmakla beraber, einstein’in kastettiği gibi yapılacak olan bir savaşta eğer dünya çapında bir savaştan bahsediyorsak , nükleer silahların kullanılması nedeniyle nükleer sis bir kabus gibi insanlığın üzerine çökse de, insanlık eğer bu yıkımdan kurtulursa, ilkel çağlara geri dönüş çok büyük olasılık.

Bilim dünyasının hemen hemen ortak görüşü ise; üçüncü dünya savaşının, bir su savaşı olacağı şeklinde..

Birleşmiş Milletler(BM) Genel Sekreteri AntónioGuterres su konusunda yaptığı açıklamada dünya nüfusunun yüzde yirmi beşinin suya erişmediğini belirtmiş.

Sanki BM durumdan sorumlu örgüt değil. Kaymakçı hoca ,“Suyun Özelleştirilmesinden Sonra Sıra Havaya Gelecek!”adlı yazısında BM’nin Dünya Su Konseyi (DSK) kurduğunu, DSK’nin diğer uluslararası örgütler gibi, yeni-liberal politikalara hizmet eden bir örgüt olduğunu anımsatıyor.DSK’de alınan kararlarda;

*“Dünya su kaynakları küresel aktörler tarafından yönetilsin.

*Suda kamu çıkarı değil, kâr peşinde koşan şirketlerin çıkarları söz konusu olsun.

*Suyun bedelini ödemeyen yoksulların suları kesilsin” görüşleri egemen duruma getirilmişti. Bu kararlardan Bay Guterres’in sanırım haberi yok.

Biz söyleyelim. Suyun özelleştirilmesi dünya kapitalizminin gelmekte olduğu son noktalardan biri değil mi?

Şimdi Bay Guterres’e soralım.Bu açıklaması “Timsahın Gözyaşları Dökmesine benzemiyor mu”?

Suyun özelleştirilmesi konusunu dünyadan kimi örnekler vererek açmakta yarar var.Bu konuda bir derleme yapan Kudret Ulusoy özetle şunları yazıyor*

*“Amerikan Ulusal Kalkınma Ajansı’nda uzun yıllar görev yapan ekonomik tetikçilerden John Perkins; ABD’nin Irak'a dolayısıyla Ortadoğu’ya doğrudan müdahalesinin en önemli nedenlerini; Ortadoğu’nun jeopolitik konumu, petrol ve özellikle su kaynakları şeklinde sıralar…Yaygın kanının aksine, Irak sadece petrol demek değildi. Aynı zamanda, su ve jeopolitik de demektir.”diyor.

*Bu gün dünyadaki kullanılabilir suyun sadece %5’i çokuluslu şirketlerin pazarı durumunda olup mali boyutu yaklaşık 1 trilyon dolar civarındadır. Dünyadaki su özelleştirmelerinin üçte ikisini elinde bulunduran iki Fransız çokuluslusu Suez ve Vivendi dünya su piyasasına hâkimdir…Bu gün dünyadaki su sektörüne; 100 ülkede faaliyet gösteren Vivendi- Generale DesEaux ile, 130 ülkede faaliyet gösteren Suez- LyonnaisseDesEaux isimle çok uluslu iki dev şirketi ile bunların alt grupları hâkimdir…

*Ülkemizin akarsuları başta olmak üzere özellikle belediyelere ait su şirketlerinin özelleştirilmesi girişimleri, yukarıdaki çokuluslu şirketlerin girişiminden başka bir şey değildir. Hatta şirketlerin özelleştirilmesi yerine, doğrudan suyun kaynağının yani akarsu ve havzalarının özelleştirilmesi beraberinde başka sorunları ve maliyetleri de getirecektir. Akarsu üzerindeki sulama, enerji, içme amacıyla kullanılan tüm su potansiyelinde söz sahibi olacaklardır. Bu da su faturası, elektrik faturası, sulama faturası yani petrole nasıl zam yapıldıktan sonra iğneye-ipliğe zam gelecekse, akarsular özelleştikten sonra da su ile ilgili her şeye zam gelecek demektir. Petrolsüz yapabiliriz, ancak susuz yapmamız mümkün değildir.

*Fırat ve Dicle’nin anılan şirketlerce alınıp kontrolü ele geçirildikten sonra olacakları düşünmek dahi insanı dehşete düşürmektedir. AB ve diğer uluslararası örgütlerin sınırı aşan sulara ilişkin hukuku düzenlerken, Türkiye’nin söz hakkını alıp uluslararası bir komisyona verme çabaları bu özelleştirmelerin alt yapısını oluşturmaktan, ileride sorun çıktığında uluslararası mahkemelere ya da hakemlere götürme çabalarından başka bir şey değildir.”

Yazımızı sonlarken, önerilerimizi de burada belirtelim.

Ne Yapmalı?

Su Yasası tasarısı,tümüyle suyun her türlüsünü ticari meta durumuna getiriyor. Bu nedenle Su Yasası Tasarısına karşı, sulama birlikleri,ziraat odaları,ziraat mühendisleri odaları başta olmak üzere,tarımsal amaçlı kooperatifler ve çevre örgütleri kamu oyu oluşturma konusunda etkinliklerde bulunmalı. Türkiye’de HES’lere karşı mücadele eden toplumsal güçler, bu konuda iyi bir örnek oldu.

Yoksa iş işten geçecek gibi gözüküyor.İş,birkaç bildiri ile geçiştirilemeyecek derecede ciddi.

(*)https://odatv.com/su-kaynaklarinin-ozellestirilmesi-0502111200.html

SON SÖZ:’’ SU HAYATTIR.’’