Havaalanı sağlık ekipleri, bizi ve bayılan Tülin Şen’i sessiz sakin bir odaya aldı. Ayılması kısa sürmüştü ve onu orada öylece bırakıp gitmek istemediğimizden dolayı biz de beklemiştik. Geçen yarım saat içerisinde olay yeri ekipleri, işlenen son cinayet mahallinde çalışmalarına çoktan başlamışlardı. Havaalanından ancak bir saat sonra çıkabilmiştik. Seda ve Tülin Şen’i merkeze bırakıp, Sefa ile olay yerine gitmiştik. Kuaför kadın, lavaboya doldurulan suda boğularak öldürülmüştü. Olay yerinde savaş çıkmış gibiydi. Aynalar kırılmış, koltuklar savrulmuş, camlar kırılmış yerler su ve kanla dolmuştu. Olay yeri ekip lideri sahte bir gülümsemeyle yanıma yaklaştı.

  • Başkomiserim, katil bu kez kontrolünü kaybetmiş. Yerdeki kanların katile ait olduğunu düşünüyoruz. Kurban çok savaşmış, çok karşı koymuş. Sanırım bu direniş, katili iyice çıldırtmış. Kadını zapt edebilmek için ortalığı yıkmış, kırılan camlarla yaralanmış, ortalığa saçılan kanların üstünde dolaşmış durmuş. Kurbanda kesik yok, olay anında sadece ikisi vardı ise kan katilin. İlaveten kanların üzerinde kırk üç numara ayak izi var. Bakın şuradaki çok net.

Ekibin çalışmasını, ön rapor gelene kadar bekledim. Çok uzun sürmemişti çünkü ben de ancak çalışmanın sonuna yetişebilmiştim. Raporu alıp merkeze geri döndüm. Tülin Şen’i sorgu için çok bekletmek istemiyordum. Katil belki de son kurbanını yanlış seçmişti. Sorulacak bir sürü soru vardı.

Tülin Şen, sorgu odasında tek başına, ikram edilen beşinci kahvesini içiyordu. Sefa ve Seda, talimatım gereği kendisine hiç bilgi vermemişti. Kadıncağız sadece ölen arkadaşlarının akıbetini biliyordu ve onlar için ağlamaktan bitap düşmüştü.

Odaya Sefa ve Seda ile birlikte girmiştik. Soru dolu gözlerle bize bakmıştı. Konuşamıyor, sadece bakıyordu. Masaya, ölen son kurbanın fotoğrafını bıraktım. Ve diktim gözümü gözüne. Kadın fotoğrafa bakar bakmaz çığlığı basmıştı;

“Ayfer bu. Benim kuaförüm!”

Hepimiz verdiği bu tepkiyle ve bilgiyle şok geçirmiştik. Böylece anlamıştık ki tüm bu ölümler Tülin Şen’in etrafında dönüyordu. Katil daha kaç durakta duracaktı henüz bilmiyorduk ama son durağın Tülin olacağı kesindi.

  • Ne oluyor, kim öldürüyor bu kadınları Tülin Hanım?
  • Allah kahretsin aklıma tek isim geliyor.
  • Kim?
  • İsmail!
  • İsmail kim, soyadı nedir?
  • Benim eski sevgilim, İsmail Temiz. Bir iki oldu ayrılalı. Evlenmek istiyordu benimle. Ben de seviyordum kendisini ama çok kıskançtı. Hayatımı zehredeceğini düşünüyorduk.
  • Düşünüyorduk derken?
  • Yeliz, Aslı ve ben.
  • Ya Ayfer?
  • Ben her şeyimi Ayfer’e anlatırdım. İsmail’i de anlatıyordum. O da bana uzak dur diyordu, evlenince, İsmail’in hayatımı karartacağını söylüyordu çünkü gerçekten çok kıskançtı. Ayfer’in dükkanındaki çırak çocuktan bile kıskanırdı beni İsmail. Neymiş saçıma dokunuyormuş. E kuaför tabii tutacak dediğimde, o zaman kadın kuaföre git demişti. İsmail, evlenme teklifini hiç beklemediğim bir anda evden işe giderken karşıma balonlarla, maytaplarla çıkıp diz çökerek etmişti. Onu sevmeme rağmen aklımın bir köşesinde hep arkadaşlarımın uyarıları duruyordu. “Hayır” dedim o an. Delirdi, adeta çılgına döndü. Anlatmaya çalıştım, sakinleştiririm diye gel yukarı çıkıp konuşalım dedim ama nafile. “Hep o arkadaşların yüzünden, senin beynini yıkıyor onlar, ama ben yapacağımı biliyorum!” dedi ve gitti. Ama bu olay yeni değil iki ay geçti üstünden. Ben vazgeçti sanmıştım. Hatta sosyal medya hesaplarından dahil her yerden engelledi beni. Aklıma ondan başkası gelmiyor, Allah’ım üçü de benim yüzümden mi öldü, ben bu vicdan azabı ile nasıl yaşarım?
  • Tülin Hanım, biraz sakinleşin, bir yüzünüzü yıkayın gelin, biz de şu İsmail Temiz’i bir bulalım. Belki de o değildir, biz şimdi çıkalım. Siz bizi burada bekleyin ve lütfen kendinizi çok yıpratmayın. Gerçekler bazen hiç de düşündüğümüz gibi çıkmayabilir.

Elimizde İsmail Temiz’in bulunabileceği iki adres vardı. Biri iş yeri diğeri de evi. İki ekip eş zamanlı iki adrese de baskın yaptık. İş yerini birkaç gündür açmadığını öğrendik. Evinde ise, üzerinde ölen kadınların fotoğraflarının olduğu üç tane dart tahtası bulduk. Ayakkabılarından birine baktığımızda ise numarasının kırk üç numara olduğunu gördük. Maalesef adamımız buydu ve sevgilisinin evlenme talebini ger çevirmesini sağlayan bu üç kadından intikam almıştı. Tülin Şen’in aklına başka bir kurban geliyor mu diye aramak aklıma geldi bir an, belki de suçüstü yapardık. Başka bir arkadaş, derdini paylaştığı başka biri, annesi kardeşi vs. İki kez aramama rağmen Tülin, telefonunu açmıyordu. Bayıldı mı ne oldu bu kadına acaba diye düşünüp, nöbetçi memurlardan birini aradım. Gelen cevap, başımdan aşağı kaynar suların dökülmesine sebep olmuştu. Tülin yoktu! Sorgu odasında, tuvalette, lavaboda, koridorlarda yani Tülin merkezden kaçmıştı. Sefa ve Seda korku dolu gözlerle bana bakıyordu. “Ne duruyorsunuz, çabuk ikisinin de telefonunu teknik takibe aldırın!” diye kükredim adeta.

Teknik ekipler her iki telefonu da takibe almıştı ve çok şükür ikisi de sinyal veriyordu. Ayrı ayrı takibe gerek yoktu, iki sinyal de birbirine yaklaşıyordu. İsmail’in telefonunun verdiği sinyali takip etmeye başladık, Seda da bir yandan Tülin’in sinyalinde bir sapma olur mu diye kontrol ediyordu. İki sinyal ve iki ekiple birlikte gözden uzak, sahil taraflarında bir yere gidiyorduk. Yolda giderken iki telefonun da aynı yerde sabit sinyaller verdiğini tespit ettik. Ya bir yüzleşme yaşanacaktı ya da başka bir cinayet.

Gazı köklememize rağmen tespit edilen yere on dakika sonra varabildik. İkisi de yirmi metre ileride karşılıklı durmuş birbirlerine bakıyordu. İsmail kendi başına dayadığı silahla bağıra çağıra bir şeyler anlatıyordu. Tülin ise hem ağlayarak hem de bağırarak kendisinden nefret ettiğini haykırıyordu. İkisi de aynı anda bizi gördü. İsmail bizi görür görmez tetiği çekti ve anında yere yıkıldı. Hepimiz, onlara doğru koşarken İsmail’in yere yığıldığını görünce olduğumuz yerde kalakaldık. Her şey bitmişti. Katil kendini cezalandırarak adaleti tecelli ettirmişti. Biz böyle düşünüyorduk ama Tülin’in böyle düşünmediğini, yerde yatan İsmail’e doğru koşunca fark ettik. Ne yapıyordu bu kadın böyle, katil sevgilisinin ölü bedenine sarılıp ağlayacak mıydı bir de? Hayır! Silahını arıyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamamızla koşmaya yeniden başlamamız saniye almamıştı. Fakat yetişememiştik. Tülin, duyduğu vicdan azabıyla sevgilisinin silahıyla oracıkta intihar etmişti. Her şey o kadar kısa bir sürede olmuştu ki, hızlandırılmış bir film sahnesinin setindeki seyirciler gibi kalakalmıştık. İki dakika önce de gelsek, geç de gelsek bu film bu şekilde bitecekti. Saplantılı bir aşık, takıntıdan gözü kör olmuş bir adam, sevgilisinin üç arkadaşını vahşice öldürmüştü. Birini ateşte yakmış, diğerini toprağa gömmüş, sonuncusunu da suda boğmuştu. Kendisini ise sevgilisinin önünde öldürerek, herkesten intikamını almıştı.