Bu şehirde doğmuş büyümüş insanlar, Adana’da yaşamanın ne kadar büyük bir lüks olduğunun maalesef farkında değiller. Bizler, yani memleketimizden bir şekilde ayrılmış, başka illerde yaşayan insanlar olarak memlekete dönsek de dönmesek de bu lüksü şehirden çıktığımız anda anlayıp özlemeye başlıyoruz.
Bu şehirde doğmuş büyümüş insanlar, Adana’da yaşamanın ne kadar büyük bir lüks olduğunun maalesef farkında değiller. Bizler, yani memleketimizden bir şekilde ayrılmış, başka illerde yaşayan insanlar olarak memlekete dönsek de dönmesek de bu lüksü şehirden çıktığımız anda anlayıp özlemeye başlıyoruz.
Yedi yıl Gazimağusa’da, on yıl da İstanbul’da yaşamış bir insan olarak, Adana’da yaşamın çok kolay olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle aile faktörünü belirtmek isterim ki doğma büyüme Adanalı olan kişiler, evlenseler de ayrı eve çıksalar da bazı şeyleri asla satın almazlar. Bu şeylerin arasında; salça birinci sıradadır. Ben ömrü hayatım boyunca salça, zeytin vs almadım. Bunlar adı konulmamış ama asla dışarıdan satın alınmayacak, aileden temin edilecek şeylerdir.
Bir diğer konu da bunun değerinin ve konforunun asla bilinmediği, bir günde birden fazla işinizi halledebilme şansınızdır. İstanbul’da dışarı çıktığınızda maalesef sadece bir iş halledebilecek kadar şehre tutsaksınızdır. İstanbul, size farkında varmadığınız bir kelepçe takar ve her istediğinizi yapamaz, gitmek istediğiniz her yere maalesef gidemezsiniz.
Peki ya şehir dışına çıkmak için havaalanına gitmeniz gerekse? Uçak saatinden en az dört saat önce evden çıkmak zorundasınız ki, her seyahatte ekstra olarak bir kez hayali bir şekilde Ankara’ya gitmiş kadar olursunuz en azından o süreyi ömrünüzden yitirmiş olursunuz. Peki ya Adana öyle mi? Asla!
“Uçağın kalkmasına iki saat kaldı, yavaş yavaş evden çıkalım.” dersiniz Adana’da. Keza uçaktan indiğinizde geldiğiniz süre kadar bir de eve gitmek için harcarsınız şehir dışında. Peki ya Adana öyle mi? Asla!
“Uçak indikten on dakika sonraysa bir restoranda kebap siparişinizi vermiş, masaya gelen ücretsiz salatadan ilk lokmanızı midenize indirmiş olursunuz.
Canımız isterse yaylaya çıkarız, kafamız eserse azıcık yol alır denize atlarız. “Ama çoook sıcaak!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet sıcak olabilir fakat sizin soğuktan kulağınızın düşme tehlikesi yaşadığı mevsimlerde bizler montsuz dolaşabilmenin keyfini yaşıyoruz. Ne eldivenimiz var ne de atkımız.
Eğlenceli bir şehirdir Adana. Kendi mizahını kendisi üretir. Şehirde her gün sizi gülümseten ve ayık tutan bir olay yaşanır. Böylece hep dinç kalırsınız, her an her şeyi yaşayabilirsiniz Adana’da. Fantastik bir ütopyadır Adana’da yaşamak.
Yemeklerine festival düzenlenen, tüm dünyanın tanıdığı edebiyatçıları ve sanatçıları yetiştiren, Türk ulusunu egemenliğe ve bağımsızlığa kavuşturma planlarının ilk adımlarını atarken Atamız’a; “Bende bu vakayiin ilk hissi teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur!” sözünü söyleten büyülü bir şehirdir Adana.
Hanginizin şehrine has bir kokusu var? Övünmek gibi olmasın ama bizim var. Nisan ayında tüm şehri mest eden portakal çiçeklerimiz öyle bir kokar ki, tek nefeste tüm şehri içinize çekmek istersiniz.
Hanginizin şehrinin takımının futbol maçlarında yapılan tezahüratta aba altından sopa gösterilir? Genelde “Vur kır parçala bu maçı kazan…” ya da burası “Kadıköy buradan çıkış yok.” gibi, kalıplaşmış ruha ve kalbe dokunmayan, “korkutmayan” tarzda yapılır tezahüratlar. Peki bizde nasıl? Maç başında binlerce taraftar kısa ve öz bir şekilde mesajı tek bir ağızdan verir; “OYNA!” Bu tezahürat statta şimşek gibi çakar.
Hangi şehirde, birine nerelisin diye sorduğunuzda size cevap olarak birlik beraberlik mesajı verilir? Aldığınız cevaplar hep şu şekilde olur; İstanbulluyum, Mersinliyim ya da İzmirliyim. Peki biz nereliyiz? Tabii ki; “Adanalıyık!” Biz hep birlikte, benle birlikte tüm şehir, ben yok biz varız, biz Adanalıyık!
Bir gün bu güzel şehirde, Adana’ya yolu hiç düşmemiş herkesle buluşmak dileğiyle…