Birinci bölümde demiştik ki;

"1933-1939 yılları arasında İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Sir Percy Loraine, 10 Kasım 1948 günü Atatürk'ün 10'cu ölüm yıldönümünde, BBC Radyosu'nda yayınlanan bir anma konuşması yapmıştır"

Devam edelim;

***

Hayatın, uzun, bitmez, tükenmez bir sınav olduğunu pekiyi biliyordu.

Atatürk bu sınavda verilecek cevapları öğrenmeyi bir an olsun elden bırakmamıştır.

Kemal Atatürk'ün en sevdiği konuşma yolu, bakan arkadaşlarını da ayırmaksızın çevresindekileri, görüşmek istediği kimseleri psikolojik ve bilimsel bir sınavdan geçirmekti.

Verilen cevaplar kadar, karşısındaki kimseyi de dikkatle incelediği sezilirdi.

Kimi zman sorular yağdırır, kimi zaman da uzun uzun kendi görüşlerini açıklardı.

Sonra soru dolu bir duraklama, çatılmış kaşlarının ve o duru mavi gözlerin altından, insanın içini okuyan bir bakışı...

Bu bakışın ne demek istediği anlaşılırdı.

Bu, kem küm etme demekti;

'Karşılıklı konuşuyoruz şurada. Biliyorum güç durumdasın, ama ben her şeye evet efendim diyenlerden hiç hoşlanmam. Düşündüğünü açıkça söyle. Belki de boş değil söyleyeceklerin'

Görelim bakalım.

Pekine yaptı Atatürk?

O parlak askerlik kariyerinin dışında neler başardı?

Mutlak bir yönetimin küllerinden ve zihniyetinden yepyeni bir devlet çıkardı.

Felaketlerle dolu bir savaşta, artık her şeyin kaybolur gibi olduğu bir sırada, onun Türk Halkına olan inancı bir an bile sarsılmadı.

Bu savaş, övünç verici bir askeri geçmişe sahip bir ullus için çok acı bir denemeydi.

İşte Atatürk, Türk Halkınn kendi kendine olan güvenini yeniden canlandırdı.

Zihinlerini özgürlüğe kavuşturup güçlerini harekete geçirdi.

Eskimiş bir geçmişi gömüp, ulusuna geleceğin kapılarını açtı ve bu ulusa sonuna kadar inandı.

 Atatürk'ü diktatör sayanlar olmuştur.

Bence bu hem yanlış hem de yanıltıcı bir görüştür.

Kabul edelim ki günümüzde 'diktatör' sözcüğünün yeterli bir tanımı yapılmış değildir.

Ama Hitler'e, Mussolini'ye "diktatör" denmesine hiç kimsenin karşı çıkabileceğini sanmıyorum.

"Öyleyse Kemal Atatürk, neden aynı gruba girmiyor?" diye bir soru sorulabilir.

Bunun birçok nedenleri vardır.

Bir kere Atatürk bilinçli olarak, kendi yokluğunda uygulanacak bir düzen kurmaya, kendinden sonra sürecek bir hükümet ve yönetim sistemi yaratmaya çalışıyor;  görüşlerini zorla kabul ettirmekten çok, doktrinlerini öğretmeye ve ülkülerini açıklamaya uğraşıyordu.

Kurtuluş Savaşı sırasında arkadaşlarıyla hazırladığı tasarıya göre; egemenlik Büyük Millet Meclisi'nindi.

Halk tarafından seçilen mebuslar 4 yılda bir Cumhurbaşkanı'nı seçmekle görevliydi ve Meclis, belli yasama ve yürütme yetkilerine sahipti.

Devrimler hiç bir zaman yumuşaklıkla olmaz; bu yüzden başlangıçta, Anayasa'nın ve organlarının yürürlüğe girmesinden önceki günlerde, Atatürk'ün zaman zaman kendi insiyatifine dayanarak kesin hareket etmek zorunda kaldığı olmuştur.

(Devam Edecek)