Bu önemli yarışta Cem Kaan Parsak, sahibi olduğu Mandrake ile kupayı Adana’ya getirmek istiyor.
Prof. Dr. Cem Kaan Parsak, yaşamından da kesitler aktardığı 5 Ocak TV’de şu değerlendirmeleri dile getirdi:

“GÜNLÜK RUTİNİM”
İşin özünde asıl mesleğim hekimlik. Tabi hekimlik çok büyük bir başlık. Hekimlik başlığını içerisinde Çukurova Üniversitesi’nde Genel Cerrahi dalında Profesör unvanıyla görev yapıyorum. Aynı zamanda kanser cerrahisi uzmanıyım. Beraberinde meslek hayatımın, bölgemiz açısından çok önemli bir şeye aracı olmanın mutluluğunu ve gururunu da sanırım ölene kadar yaşayacağım. Çukurova Üniversitesi bünyesinde 2011 yılında bölgemizde ilk cerrahi onkoloji (kanser cerrahisi) kliniğini açtık. Bölgemizle başlamakla birlikte ülkenin her tarafına bizim bölümümüzden yetişmiş kanser cerrahisi uzmanları görev alıyor. Onlar kanser alanındaki en modern yöntemleriyle hastalarımızın tedavilerini yapmaya çalışıyorlar. Bu benim meslek hayatımın en kritik döngüsü oldu. Tabi ağırlıklı olarak yine kanser cerrahisi üzerine meslek hayatımı sürdürüyorum. Ülkemizin Cerrahi Onkoloji Derneği’nin, Türkçeleştirirsek Kanser Cerrahisi Derneği’nin de başkanlığını yürütüyorum. Ben, bu işlerin geniş bir mozaik felsefesine kafa yoruyorum. Anadolu çok geniş bir mozaik, çok büyük bir coğrafya. Her kanser hastası tek başına gelmiyor bize. Kendi kültürüyle, kendi yaşamışlıklarıyla, ailesiyle, çoluğuyla, çocuğuyla, annesiyle, babasıyla, kardeşiyle geliyor. Aslında bir ailede bir birey kanser olduğunda aile toptan bir travma yaşıyor. Aileden kastım Anadolu'nun çoğu yerinde aile-sülale, biliyorsunuz kavramı geniş beraberlik. Kanser işi uzun iştir, bazen yükselir, bazen işler iyi gider, bazen kötü gider. Tüm bu süreçlerin tamamını yönetmeye çalışıyoruz. Bu benim günlük rutinimin elbette ki bir birey olarak en önemli kısmı.

“SIKI ADANALIYIM”
Onun haricinde tabii ki sıkı bir Adanalıyım. Adanalı olmak bir gurur mu? Aslında dünyanın herhangi bir şehrinde, Kolombiya'nın herhangi bir şehrinde olmak da herhalde bir gururdur veya işte Somali'nin Başkenti Mogadişi'de olmak da gururdur. Ama biz Türkiye'nin Adanalısıyız. Şimdi Adana'nın kendi kültürüyle, kendi yoğunluğuyla sıkı bir Adana çocukluğu geçirdim. Ondan asla korkmadım.
“ASLAN TEPELİ İLE KEYİFLİ BİR ORTAKLIĞIM VAR”
Çocukluk dönemimde Adana'da Ganyan bayi işleten arkadaşlarım vardı. Atlara sevdam var, gerçekten yani o yıllarda. Asla bahis boyutunda olmadı benim sevdam. Benim sevdam hep at seviyesi üzerine oldu. Bir atımız olsun düşüncesi her zaman kafamın bir köşesinde oldu ama birazcık cesaret, biraz kültür, biraz da maddiyat istiyor. Sonuçta bir ortağım var. Atçılıktaki Türkiye'deki hemen hemen de herkesin tanıdığı çok keyifli bir ortağım var. Aslan Tepeli. Onunla beraber tam 10. yılımız, 2006 yılında biz at işine girdik.

“CHARİOT BENİ AĞLATTI”
Her zaman istediğimiz gibi olmadı. Yanıldık, ettik, ağladık, üzüldük, oldu, olmadı, boğulduk aylarca. Ama sonuç olarak ülkemizin atçılık camiasında da ciddi kupalarla, ciddi atlarla onları evlat kabul ettik. Mesela Chariot diye bir atımız var, çok ünlü hikayesi var. Beni ağlattı. Bir gün antrenörü aradığında iki ayağının birden kırıldığı haberini verdi. Ona uyutma kararını ben verdim. Göz yaşlarıyla, hüzünle ağlayarak. Onun için acıyı tatlıyı yaşatan bir şey. At yarışının en önemli özelliği iki farklı canlının, yani insan ve hayvan; yani atın birlikte bütünleştiği, beraberce bir hedefe, bir hedef doğrusunda, kazanma hedefi, aynı hırsla, aynı mücadelede tek spor dalı. Çoğunlukla tek canlıdır.

“AT KÜLTÜRÜNÜ NASIL GELİŞTİRİRİZE BAKIYORUZ”
Onun için gerçekten ülkemiz için hala emekleme döneminde kültürel olarak bundan bahsediyorum ama gelişmiş ülkelerde, İngiltere, İrlanda, İskoçya, Amerika, Avustralya tarzı ülkelerde elitlerin sporu, elitleştirilmiş bir spor. Ön plana çıkmış spor endeksli. Türkiye'nin bir miktar zamanı ihtiyacı var bu seviyelere gelmek için. Ama mücadele ediyoruz. Bizler de bir at sahibi olarak ‘At kültürüne nasıl katkı koyarız?’, ‘At kültürünü nasıl geliştiririz?’, ‘Eğitimi nasıl veririz?’, ‘Atçılık sektöründeki insanlarla beraber nasıl ileriye gidebiliriz?’ konularına da kafa yoruyoruz. Temelinde atçılık sektöründe çok kıymetli antrenörlerimiz, çok kıymetli seyircilerimiz var.

“AYLAR ÖNCE BAŞLAYAN BİR HAYAL VAR”
Bu hikâye bir atın anne karnına düşmeden aylar önceden başlıyor. Hikâyenin temelinde hangi anneyi hangi babayla eşleştireceğiz. İnsanlar kendi ikinci, üçüncü jenerasyon olarak kendi soy kütüğünü bilmezken atçılıkla ilgilenenler beş kuşak, altı kuşak, yedi kuşak geriye atları hikayesini biliyor. Burada doğru eşleştirme, genetik faktörleri doğru bir araya getirme, çok daha güçlüye ulaşma, hız olarak dayanıklılık olarak var. Böyle başlıyor. Sonuç olarak çiftleşmeden aylar önce başlayan bir hayal var.
“GAZİ KOŞUSUNDA KOŞABİLMEK ÇOK BÜYÜK BİR ONUR”
Donatella isimli bir kısrağım vardı. Çok kıymetliydi. Donatella ismini kızım koydu. Hani benim kendi kızım gibi oldu. Çünkü Donatella şimdi anne. Donatella, Şubat ayında bir doğum yaptı. Yani torun gibi bir şey, inanın torun gibi. Yani bu kadar büyük bir sevda. Ama diyorum ya Türk atçılığında bizim her doğan tay gibi bir hayalimiz var; Gazi Koşusu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece bu ülkenin kurucusu değil, her alanda, toplumun her alandaki fikir liderimiz bizim. Atçılık dahil olmak üzere. Eğitim dahil olmak üzere. Kadın hakları, çocuk hakları, medeniyet dahil olmak üzere. İlk 1927 yılında Türkiye'de Gazi koşusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ismine hitaben koşuluyor; Gazi Koşusu. Bu önemli koşunun bu yıl yüzüncü yarışı koşulacak. Çok çok anlamlı. Hani böyle 100. yıl, 200. yıl olunca biliyorsunuz daha bir anlamlanıyor bazı şeyler. İnanın 3 yıl önce bizim çiftlikte doğan tayların hepsinde 100. yılda Gazi'yi koşmak nasip olsun dedik. Ben eminim bütün atçılar da benzer heyecanları yaşıyordur. Bir at sahibi için atının Gazi Koşusu’nda koşabilmesi bile çok büyük bir onur, çok büyük bir şeref. O ismin Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda, onurunda yer almak çok büyük bir şeref. 10 yıllık atçılık hayatımızda bu koşu çok önemli bizim için. Çünkü her at sadece bir kez bu önemli yarışta koşabiliyor.

“MANDRAKE İLE KATILIYORUZ”
Gazi Koşusu’na sadece 3 yaşındaki safkan İngiliz tayları katılabiliyor. En yüksek, en başarılı ilk 22 at koşabiliyor. Yani sizin başarı sıralamanız 23 ise yine koşamıyorsunuz. Çok elemelerle gidiyor. O ilk 22'nin içerisinde olabilmek çok büyük bir hedef. Geçen yıl bunu başarabildik. Atçılıktaki 9. yılımızda ilk Gazi koşumuzda 5. olduk. Büyük bir onurdu bizim için. 28 Haziran Pazar günü İstanbul Veliefendi Hipodromunda 100.’sü yapılacak Gazi Koşusu’nda yine varız. Adana'yı, ekürimizi, formamızı Mandrake isimli atımızla temsil edeceğiz. Yeni bir hikâye yazmak istiyoruz. Hayal ediyoruz. Bu iş hayaldir, umuttur. Ama kime kısmet olacağını hep beraber göreceğiz. Temennim bu kupanın Adana'ya gelmesi. Adana 3 ya da 4 atla temsil edilecek. Umarım kupayı biz getiririz.
“VETERİLERLİK DAHA GELİŞECEK”
Veterinerlik bilimi de tabii ki ileri bir bilim. Ama insan tıbbı kadar ileri değil. Biz tıp olarak, tıp doktorları olarak çok çok ileri noktalardayız. Camianın içerisine girince şunu gördüm; veterinerlik, bizim tıbbın 45 yıl öncesi gibi. Tabii ‘neden ilerleyemiyoruz?’ sorusunu sadece at için söylemiyorum. Köpek için de gelişemiyor. Kedi için de. Hayvanların dili yok. İnsan söylüyor; ‘Sen bana şu ilacı verdin. İki saat sonra o ilaç benim ağrımı şöyle kesti. Harikaydı. Bir gün önce verdiğin ilaç o kadar da iyi değildi.’ diye. Veterinerlikte bunlar olmadığı için, her şey tecrübe üzerinde olduğu için uyguladığın tedavinin başarısını da ancak sonuç endeksine bakarak değerlendirebiliyorsun. İnsan gibi daha rasyonel veriler elde yok.
“İLK KUPAMIZI 2007’DE ALDIK”
Bizim eküri olarak ilk kupamız 2007 yılında oldu. American Billion isimli bir kısrağımız vardı. Osmaniye Belediye Başkanlığı Kupasını kazandık ve çok mutlu olduk. İlk kupamızdı bizim. Sonra, Akyaka isimli bir Arap atımız oldu bizim. Onunla önemli kupalar kazandık. Türk Silahlı Kuvvetler Koşusunu kazandık. Pandemi dönemine denk düşmüştü. Malum insanların dışarıya çıkamadığı dönem. Mesela benim çok hüznüm var. Akyaka'nın o büyük yarışlarını, Ankara'daki yaptığı yarışları pandemi döneminde izleyemedik orada. Hipodroma girişler de yasaktı.
“SON OF COOGER GEÇMEYİ BAŞARDIK”
Sonrasında çok büyük bir hikâye oldu. Chariot isimli bir atımız oldu bizim. Son Of Cooger isimli kaliteli bir at vardı. Hala çok büyük at. Büyük aygır olacak gerçekten. Son Of Cooger, o zaman Türkiye'nin büyük efsanesi. Hiç geçilmemiş bir at. Ve bütün yarışlarını da çok büyük farkla alıyor. Son Of Cooger ile koşmak bile mesele. Bizim de Chariot isimli atımız var ve 2 yarış kazanmıştı. Eh işte yani fena bir at değil ama gücünü de bilmiyoruz açıkçası. Adana'da bir yarış oldu. Son Of Cooger ile Chariot yarışı. Yarışın son metrelerinde Son Of Cooger’i Chariot gelip geçti. Yeni efsane Son Of Cooger’i geçmeyi başardık. Ne ses kaldı ne bir şey. Hepimiz birbirimizin mutluluk videomuzu çekiyoruz. Bir ay sonra bir kere daha koştuk, bir daha geçtik. Bakın geçebilmek bile şeref o atı. O kadar büyük bir at. Fakat işte Chariot'i önceden belirttiğim gibi idmanda kaybettik. Ama bir şekilde Dapper Man bize lütuf oldu. Dapper Man çok büyük bir at gerçekten.
“AKDENİZ DERBİSİNİ DAPPER MAN İLE KAZANDIK”
Dapper Man, bize çok şeyler yaşattı. 2 yıl üst üste Akdeniz derbisi kazandı. Akdeniz bölgesinde Adana, Antalya'da kış sezonu geçiyor. Akdeniz derbisi Adana'da yapılıyor. Kış sezonunun en büyük yarışı olarak addediliyor. 2 yıl üst üste de bize nasip oldu. Çok zor tabi. Türkiye'nin en büyük atları oluyor. Ve geçen yıl Ege derbisinde de aynı şekilde Dapper Man ile kazandık. Ankara'nın bir sürü yaz sezonunun bütün kupalarını yine Dapper Man ile aldık. Yıldırım Beyazıt kupası gibi. Onların tamamını atımızla aldık. Hakikaten çok hikayesi olan bir at. Çok güçlü bir at. Karakteri çok yüksek bir at. Sadece yarış pistine çıkması, yarışacağını anlaması önemli. Hatta sabah saatlerinde onların yeminini biraz az veriyorlar. O zaman at anlıyor koşacağını. Dapper Man koşacağını anladığı andan itibaren büyüyen bir at bu. İnanamazsınız. Koşacak ve özgüvenini kendine gösteren bir şampiyon. Son Akdeniz derbisini kazanmamız kolay oldu gerçekten. Çünkü çok büyük ara vermiştik. Sakatlık yapmıştık. Dapper Man’ın koşu hayatı bitti diye düşünüyorduk. Yaklaşık 5 ya da 5,5 ay araydı sanırsam. Koşu hayatı bitti derken 20-25 gün kala Dapper Man, koşacağını hissettirdi bize. Ama tabii ki Türkiye bunu bilmiyor. Heyecan çok büyük. Ege derbisini böyle kazanmıştı.
“TÜRKİYE JOKEY KULÜBÜNDE FARKLI YERLERDE FARKLI KATKILAR SAĞLAMAK İSTERİM”
Atçılık da benim için hobi. Asla profesyonel manada bir şey değil. Maddiyat isteyen bir şey. Maddi gücümüz olduğunda, maneviyat olarak, sonra sağlık ve huzur olarak olduğumuz sürece devam ettirmek isterim. Bence her birimizin yaşamının bir felsefesi olması lazım. Bir kültürü olması lazım. Atçılık için de öyle. Burada derya deniz insanlar var. Onların yanında kum tanesi bile değilim. Ama sonuçta belirli bir birikiminiz oluyor. Belki bundan sonraki dönemimde bir hobi olabilir. Hani Türkiye Jokey Kulübü'ndeki farklı yerlerde farklı katkılar sağlamak. İmkân sağlanırsa, talep olursa katkı koyarım. Hani ben doydum yok. 100. Gazi Koşusu şu anda herhalde ki şu yaşıma kadar olan meslek hayatımdaki on binlerce ameliyat dahil olmak üzere benim hayatımın en büyük onuru ve gururu olacaktır. Dolayısıyla hayaller bitmeyecek.
“ASLAN TEPELİ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE VARIM”
Ortaklıklara çok inanıyorum. Gönül birliğine çok inanıyorum. Burada tabii bütün yükü çeken ortağım Aslan Tepeli. Sabah saatlerinden, gece yarısına kadar bütün atların sorunlarıyla o ilgileniyor. Yoğun olduğum için benim o kadar ilgilenme şansım yok. Ben birazcık ön tarafında görünen isimim. Ama arkada bütün işi yapan Aslan Tepeli’dir.
Aslan’ın da -ben devam ediyorum- demesi lazım. Aslan da bir noktada ben duruyorum dediği an zaten, Aslan’ın olmadığı yerde ben zaten hiç olmam. Dolayısıyla gönül birlikteliğimiz de var.
Yani olduğumuz sürece bu keyfe, bu mutluluğa, bu huzura devam edeceğiz. Ama at sevgisini insanları aşılamaya, çevremi aşılamaya devam edeceğim. Öğrencilerime dahil yani.
HALİS KARATAŞ İLE SELİM KAYA DÜNYA ÇAPINDALAR
Öyle jokeylerimiz var ki dünya çapında. İsmi çok kıymetli jokeyler var ama ilk iki tane isimi söylenmek zorundayız. Halis Karataş ile Selim Kaya bakın bu iki isim dünyada bunlardan çok azdır bakın. Dünyada Halis Karataş 5 tane var mıdır? Selim Kaya 5 tane var mıdır bilmiyorum. Bunlar dünya çapında çok kıymetli jokeyler. Ama yerel insanlarımız olduğu için yerel içerisinde kalıyorlar. Yurt dışındaki o büyük Amerika koşullarında, Avustralya koşullarında hani bunlar şans bulsalar, daha büyük yerlerde söz sahibi olurlar. Ama dediğim gibi finansal pazarlama dediğimiz mesele gibi aynı şekilde hep bir pazarlamamız eksik. Hep bir şeylerimiz eksik.




