Benim sözüm, kendi tarihini, koskoca Türk Milleti'nin tarihini, Osmanlı'nın son dönemine son 200-250 yılını sıkıştırarak, son devletimiz Türkiye Cumhuriyetimizin kurucularına düşman ettirilen kitleye, onların kendimize soru sormasını, sağlamaya çalışıyorum.
Ben bir Osmanlı düşmanı değilim.
Bilakis videolarımdan da anlaşılacağı üzere, bağlı olmaktan, parçası olmaktan onur duyduğum Türk Milleti'nin kurmuş olduğu tüm imparatorluklarla gurur duyuyorum.
Benim sözüm, kendi tarihini, koskoca Türk Milleti'nin tarihini, Osmanlı'nın son dönemine son 200-250 yılını sıkıştırarak, son devletimiz Türkiye Cumhuriyetimizin kurucularına düşman ettirilen kitleye, onların kendimize soru sormasını, sağlamaya çalışıyorum.
Mesela bu gün,bu videomuzda şu soruyu sorabiliriz kendilerine;
Neden Osmanlı'nın bahsettiği bu son döneminde gayrı müslim azınlık direkt olarak zenginleşirken,neden, Müslüman, Türk'ler fakirleştiler.
Bu soruya yanıt bulmadan önce, Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın bir tespitini aktaralım.
Ortaylı; bir konferansında diyor ki;
"Osmanlı; tarihteki üçüncü ve son Roma İmparatorluğudur. Bunlar kozmopolit İmparatorluklardır.
Peki bu kozmopolit imparatorluk, bu son döneminde, padişahları biliyoruz zaten.
Yönetim kadroları da kozmopolit miydi?"
İlber Ortaylı, aynı konferansta diyor ki;
"Mesela Osmanlı İmparatorluğunda Dışişleri ve kadroları kaçınılmaz biçimde Rum'lardan seçilirdi.
Mesela Maliye ve Darphane işleri kaçınılmaz biçimde Ermeniler'e verilirdi.
Peki bu örnekler çoğaltılabilir mi?
Daha spesifik örnekler verilemez mi?
Bakın bunlar, Sultan Abdülhamid'in atadığı bazı üst düzey devlet yöneticileri.
Mesela,Dışişleri Bakanı Atrvin Dadyan Paşa.
Mesela, Bayındırlık Bakanı Aleksandros Karatodori Paşa.
Şahsi emlakçısı ve daha sonra Maliye Bakanı ise, Agop Paşa.
Bir örnek de ben vereyim.
İmparatorluğun son döneminde 12 tane 'Osmanlı Bankası' vardı.
12 Osmanlı Bankasının sahiplerinin hiç birisi Türk değildi.
Bu 12 bankanın çalışanlarının hiç birisi de Türk değildi.
Peki, Osmanlı İmparatorluğu'nu kanıyla, canıyla kurarak o günlere getiren Müslüman Türkler, Osmanlı'nın son döneminde neredeydi?
Cevap arayanlar Cengiz Özakıncı'nın 'Bütün Dünya' dergisinde, Kasım 2016'da yayınlanan 'Osmanlı düzeninde Müslüman Türk kıyımı' başlıklı makalesini bulup mutlaka okusunlar.
Özakıncı orada diyor ki ,Hristiyanlar "Çizye Vergisi" ödeyerek askerlik yapmayacaklar, 7 yılda kimi dönemlerde daha uzun süre askerlik, daha çok Müslüman Türkler'in görevi olup çıkacaktı.
Öyle ki; bu durum; süreç içerisinde Osmanlı Devleti'nin, Müslüman Türk uyruklularının genç ve üretken nüfusunun evlenip çoğaltmakla, işini geliştirmek yerine, üretimden koparak orduda savaş alanlarında erimesine, azalmasına, eğitim, sanat, zenaat, tarım, ticaret vb., uygarlık alanlarında gerilemelerine, yoksullaşmalarına yol açarken; buna karşılık gayrimüslim Osmanlı uyruklarının genç ve üretken nüfusunun 7 yıl askere gitmek yerine, evinde, köyünde ,kentinde, işinin başında kalmasına, evlenip çoğalmasına, eğitim,sanat, zenaat, ticaret, tarım vs. uygarlık alanlarında ilerlemelerine varsıllaşıp, güçlenmelerine yol açacaktı.
Bu noktada "e canım Gayrimüslimler de onca vergi veriyor" diyorsanız eğer; size vereceğim rakamlar çok şaşırtacak.
Ufuk Gülsoy "Cizre'den Vatandaşlığa Osmanlı'nın Gayrı müslim askerleri" adlı kitabında dönemin verilerini araştırarak aktarmış.
Buna göre, bir usta işçinin gündelik ücretinin 28 kuruş olduğu dönemde, askere gitmek istemeyen bir Hristiyan, devlete bir yılda 28 kuruş ödüyordu.
Peki Müslüman ve Türk'sen, devlet senden yıllık olarak ne istiyordu?
Beşbin kuruş.
Evet yanlış duymadınız.
Osmanlı İmparatorluğu son döneminde Gayrimüslüme"28 kuruş ver, askere gitme" ve Müslüman Türk'e "Beş bin kuruş ver, askere gitme" diyordu.
Tabi bu parayı bulamayan Müslüman Türk, askere gitmek zorunda kalıyordu.
En az yedi yıl cepheden cepheye koşturduktan sonra, şanslıysa eğer, yani şehit olmamışsa,yaşadığı yere geri döndüğünde, muhitindeki tüm ticari faaliyetin kapı komşusu çocukluk arkadaşı Agop'un eline geçtiğini görüyor, bir iş bulabilmek için Agop'a el açmak zorunda kalıyordu.
Üstelik de bu uygulamanın gerekçesi olarak Şer-i hükümler gösteriliyordu.
"Şeriat böyle emrediyor" deniliyordu.
Halbuki , biz biliyoruz ki; İslam Dini'nin temeli adalet'e dayanır.
İslam dini, ülkeyi yönetenlere ilk olarak "Adaletli Olun" emrini verir.
Şimdi size soruyorum.
Bu uygulama, yani Osmanlı'nın son döneminde, gayri müslimlerin sürekli zenginleştirirken, Müslümanları sürekli fakirleştiren bu uygulama adaletli bir uygulamamıydı?
İşte bu yüzden Lozan'da, Cumhuriyetimizin kurucu kadroları, en büyük kavgalardan birini gayrimüslimlere verilen bu imtiyazları kaldırabilmek için verdi.
Bu gün Cumhuriyetimiz ve onun kurucu kadroları, Türk Milleti'ne hak ettiğini verdiği, bedelini kanıyla ödediği toprakların Türk Milletine ait olduğunu tüm Dünya'ya haykırdığı için, Anadolu'nun ücra bir köyünde meydana gelen bir çocuk; ileride bu ülkenin Cumhurbaşkanı olabilme şansına sahip.