Konuşmasına bir jeoloji yüksek mühendisi kimliğiyle, İstanbul’da yaşanan son sel felaketlerine değinerek başlayan Şevkin, doğa olaylarını afete dönüştüren temel unsurun plansızlık ve doğa tahribatı olduğunun altını çizdi. Su yollarının imara açılmasının bedelinin ağır ödendiğini hatırlatan Şevkin, afetlerle mücadelenin ancak bilimsel yöntemlerle ve felaketler yaşanmadan önce yapılabileceğini belirtti. Kamu kurumlarında ve yerel yönetimlerde binlerce jeoloji mühendisi ile yerbilimcinin atama beklediğini vurgulayan Şevkin, bilim insanlarının uzmanlığından faydalanılmadan afet risklerinin azaltılamayacağını ifade etti.
6 Şubat'ın Kapanmayan Yarası: AHBAP'a Çadır Satışı
Deprem bölgesinde o büyük yıkımı bizzat yaşamış bir mühendis olarak kürsüden seslenen Şevkin, 6 Şubat sürecinde yaşanan barınma krizine ve Kızılay'ın bu krizdeki tutumuna dikkat çekti. İnsanların enkaz başlarında yağmur ve soğuk altında hayatta kalmaya çalıştığı, binlerce ailenin acil barınma ihtiyacı duyduğu o karanlık günlerde Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ’nin AHBAP Derneği’ne 2 bin 50 adet çadır satmasını kamu vicdanında açılan büyük bir yara olarak nitelendirdi. Kızılay yönetiminin bu satışı "yasal ve maliyetine uygun" diyerek savunmasını eleştiren Şevkin, bir yardım kuruluşunun asli görevinin ticari kaygılar gütmek değil, elindeki tüm imkanları bedelsiz ve en hızlı şekilde afetzedelere ulaştırmak olduğunu dile getirdi.
Denetimsiz Yetki ve Şeffaflık Kaygısı
Meclis gündemindeki kanun teklifine yönelik itirazlarının Kızılay'ın güncellenmesine veya kurumsal yapısının güçlendirilmesine değil, denetim mekanizmalarındaki eksikliklere olduğunu belirten Şevkin, kurumun hesap verebilirlik ilkelerinden uzaklaşmasını tehlikeli bulduğunu aktardı. Deprem Komisyonu çalışmalarında da Kızılay'ın kan satışı iddialarının ve Ensar Vakfı'na yapılan bağış aktarımlarının kurumsal güveni zedelediğini hatırlatan Şevkin, 1868 yılında kurulan ve nesiller boyu kumbaralarda biriken harçlıklarla büyüyen bu köklü çınarın yeniden eski saygınlığına kavuşması gerektiğini vurguladı. Şevkin, Kızılay’ın Kamu İhale Kanunu’na tabi, rekabete açık, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya bürünerek toplumu kucaklayan o yardımsever kimliğine dönmesi çağrısıyla sözlerini tamamladı.




