5ocakgazetesi.com

Adana’nın bugün bildiğimiz kent dokusu, yalnızca yeni yolların ve yapıların inşa edilmesiyle değil, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ortaya konulan modern şehircilik anlayışıyla da şekillendi. 1930’lu yıllarda yeni yerleşim alanlarının gelişmeye başladığı kentte, modern mimarlığın konut ölçeğindeki ilk örnekleri de görülmeye başladı. Ancak bu dönemin mimari mirasının bir bölümü zamanla ortadan kalktı; bazı projelerin ise hayata geçirilip geçirilmediği dahi kesin olarak bilinmiyor.

Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden Ayşe Durukan Kopuz’un çalışmasında ele alınan iki konut projesi, Adana’nın erken Cumhuriyet dönemindeki mimari arayışlarına ışık tutuyor. Abdullah Ziya Kozanoğlu tarafından hazırlanan Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi ile Müşterek Evler projesi, modern mimarlığın yalnızca büyük kentlerin değil, Adana’nın da gündeminde olduğunu gösteriyor.

Adana’nın yeni yüzü İstasyon Caddesi’nde şekillendi

Adana’da Cumhuriyet’in ilk yıllarında kent merkezinin gelişimi, tarihi çekirdeğin kuzeyine doğru yöneldi. Alman şehir plancısı Herman Jansen’in 1935 yılında hazırladığı ve 1940’ta onaylanan imar planında, eski şehir merkezi ile tren istasyonu arasında yeni bir yerleşim alanı öngörülüyordu.

Plan kapsamında Tepebağ Höyüğü’nün tarihi ve arkeolojik değeri nedeniyle korunması, kentin yeni gelişiminin ise kuzeye doğru ilerlemesi hedefleniyordu. Gridal, yani birbirini dik kesen yolların oluşturduğu düzenli bir şehir planlama yaklaşımı benimsenmişti.

Bu gelişim doğrultusundaki önemli güzergâhlardan biri de tren istasyonundan Atatürk Caddesi’ne uzanan ve İstasyon Caddesi olarak bilinen hattı. 1930’lu yılların başında yeni konut tipleriyle dikkat çeken cadde, Adana’nın değişen şehir kimliğinin simgelerinden biri hâline geliyordu.

Dönemin Cumhuriyet gazetesinde yer alan, Adana’nın yeni İstasyon Caddesi’nde kübik tarzda evlerin yapılmaya başlandığını belirten haber de bu dönüşümün izlerini taşıyor. Dönemin mimarlarından Abdullah Ziya Kozanoğlu ise 1931 yılında kaleme aldığı değerlendirmesinde, yeni istasyon çevresinde gelişecek bir kentin habercisi olan şu ifadeleri kullanıyordu:

“Maamafih Adana’da yeni bir şehir doğmak üzeredir. On sene sonra yeni istasyon civarına doğru şehir büyümüş olacaktır.”

Kozanoğlu’nun bu öngörüsü, İstasyon Caddesi çevresinin dönemin modernleşme ve şehircilik tartışmalarında nasıl bir yer tuttuğunu ortaya koyuyordu.

Adana’da modern mimarlığın dikkat çekici örneği: Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi

Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun 1931 yılında tasarladığı Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi, erken Cumhuriyet dönemi konut mimarlığının ayrıntılı biçimde belgelenmiş örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yapının en dikkat çekici özelliklerinden biri, mimarın yalnızca dış görünüşü değil, iç mekân düzeninden mobilyalara ve günlük kullanım ayrıntılarına kadar bütüncül bir tasarım anlayışı benimsemesiydi. Kozanoğlu, yapıyı ve tasarım kararlarını aynı yıl Mimar dergisinin 9. sayısında yayımlanan yazısında ayrıntılarıyla anlattı. Yazıda iç mekân fotoğraflarına ve kullanılan malzemelere de yer verilmesi, yapıyı dönemin konut mimarlığı açısından önemli bir belgeye dönüştürdü.

İki katlı olarak tasarlanan evde, Adana’nın sıcak iklimi dikkate alınarak güney yönüne açılan geniş teraslar ve balkonlar kullanılmıştı. Giriş katında misafir kabul alanı, çalışma ve oturma odaları, yemek salonu, mutfak ve tuvalet bulunuyordu. Üst katta ise yatak odaları, banyo, çamaşırlık ve çamaşır asılmasına ayrılmış balkon yer alıyordu.

Yapının tasarımında gündelik yaşamın ihtiyaçları da ayrıntılı biçimde düşünülmüştü. Bayramlarda daha fazla misafirin ağırlanabilmesi için misafir kabul alanı, açılıp kapanabilen ahşap kapılarla yemek odasıyla birleştirilebilecek şekilde düzenlenmişti. Elektrik düğmelerinin konumu ve sıcak su tesisatı gibi ayrıntılar da mimarın işlevselliğe verdiği önemi gösteriyordu.

“Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü” Şimdi de ABD’de
“Akif Manaf Sağlık ve Barış Ödülü” Şimdi de ABD’de
İçeriği Görüntüle

Adana’nın sıcağına göre tasarlanan ev

Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi’nin mimari özellikleri, modern tasarım anlayışının yerel iklim koşullarıyla nasıl bir araya getirildiğini ortaya koyuyor.

Geniş saçaklar, büyük balkon çıkmaları ve teraslar, yaz aylarında gölge oluşturmanın yanı sıra evin farklı bölümlerinin açık havayla ilişki kurmasını sağlıyordu. Güneye yönlendirilen teras ve balkonların yazın uyumak amacıyla da kullanılabilecek biçimde tasarlanması, dönemin yaşam alışkanlıklarının mimariye yansımasını gösteriyordu.

Ön cephedeki geniş cam yüzeyler, arka cephede merdiven bölümünde kullanılan dikey pencereler, ince taşıyıcı kolonlar ve düz çatı, yapının modern mimarlıkla kurduğu ilişkiyi belirginleştiriyordu. Sade geometrik biçimler ve iç mekânın gün ışığından yararlanmasını sağlayan açıklıklar da bu anlayışın parçalarıydı.

Mimarlık tarihçisi İhsan Aslanoğlu, geniş saçak ve balkon çıkmalarının Frank Lloyd Wright’ın konutlarını hatırlattığına dikkat çekiyordu. Uğur Tanyeli ise Kozanoğlu’nun yapıyı mobilyaları ve ayrıntılarıyla birlikte tasarlamasını, dönemin Türkiye’si açısından dikkat çekici bir başarı olarak değerlendiriyordu.

Ancak yapının inşası sırasında mimarın istediği sonucu bütünüyle elde edemediği anlaşılıyor. Kozanoğlu, ustaların mimarla birlikte çalışmaya alışık olmamasından ve kendi bildiklerini uygulamak istemelerinden yakınarak, inşaatın niteliğine ilişkin eleştirilerini de yazıya aktarmıştı. Bu değerlendirme, modern mimarlık anlayışının yalnızca tasarımda değil, uygulama aşamasında da çeşitli güçlüklerle karşılaştığını gösteriyor.

Ne yazık ki Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi uzun zaman önce yıkıldı. Böylece Adana’nın modernleşme tarihine tanıklık eden yapılardan biri, kentin fiziksel dokusundan silinirken mimari bellekte de kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Müşterek Evler: Bir evde otur, diğerini kiraya ver

Kozanoğlu’nun Adana için hazırladığı bir diğer dikkat çekici çalışma ise “Müşterek Evler” adıyla anılan ikiz konut projesiydi.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni mahallelerin gelişmesi ve arsaların değer kazanması, konut üretiminde farklı çözümleri gündeme getiriyordu. Kozanoğlu, bazı ev sahiplerinin iki konutu birlikte yaptırarak birinde oturmak, diğerini ise kiraya vermek istediğini belirtiyordu. Müşterek Evler projesi, bu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanmıştı.

Birbirinin simetriği olacak şekilde düşünülen iki konut, bodrum, zemin ve birinci kattan oluşuyordu. Zemin katta misafir salonu, yemek salonu, mutfak, gardırop ve tuvalet; üst katta ise üç yatak odası, iki balkon ve banyo bulunuyordu.

Projenin tasarımında yine Adana’nın iklimi belirleyici olmuştu. Yaz aylarında serinlik ve hava dolaşımı sağlamak amacıyla yatak odaları üst kata yerleştirilmiş, güney yönünden yararlanacak şekilde düzenlenmişti. Balkonlar ve çatı terası da sıcak aylarda açık hava kullanımını destekleyecek biçimde tasarlanmıştı.

Kozanoğlu, zemin katın yüksekliğini de Adana’nın sıcak iklimi ve açık ova coğrafyasını dikkate alarak belirlemişti. Böylece iç mekânların ferah olması ve havalandırmanın kolaylaşması hedefleniyordu.

Müşterek Evler projesinin uygulanıp uygulanmadığı kesin olarak bilinmiyor. Bununla birlikte çalışma, Adana’da modern mimarlığın yalnızca estetik bir yenilik olarak değil, ekonomik ihtiyaçlara ve günlük yaşam koşullarına cevap arayan işlevsel bir yaklaşım olarak da ele alındığını gösteriyor.

Adana’nın kaybolan mimari belleği

Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun konut projeleri, Adana’nın erken Cumhuriyet döneminde modern mimarlıkla kurduğu ilişkinin önemli belgeleri arasında yer alıyor. Geniş pencereler, düz çatılar, balkonlar, sade geometrik biçimler ve iklime göre düzenlenen mekânlar, dönemin mimari düşüncesinin kentteki yansımalarını ortaya koyuyor.

Bu örneklerin önemi, yalnızca geçmişte nasıl evlerde yaşandığını göstermelerinden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda mimarların modern yaşamı nasıl tasarladığını, gündelik ihtiyaçları nasıl değerlendirdiğini ve yerel iklim koşullarını yeni mimari anlayışlarla nasıl bir araya getirdiğini de anlatıyor.

Bugün Kimyager Ahmet Rıza Bey Evi’nin ayakta olmaması ve Müşterek Evler projesinin uygulanma durumunun bilinmemesi, Adana’nın mimari geçmişinin araştırılması ve belgelenmesinin önemini bir kez daha gündeme getiriyor. Dönemin dergilerinde yayımlanan planlar, fotoğraflar ve mimarların kendi anlatımları, fiziksel olarak ortadan kalkmış yapıların kent belleğindeki izlerini sürmek için değerli kaynaklar sunuyor.

Adana’nın modernleşme öyküsü, yalnızca günümüze ulaşan tarihî yapılar üzerinden değil, artık var olmayan konutlar ve kâğıt üzerinde kalan projeler üzerinden de okunabiliyor. Kozanoğlu’nun çalışmaları, kentin mimari geçmişinin korunması ve yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir kültürel miras olduğunu hatırlatıyor.

Muhabir: Metin Maracı