Türkiye’de küreselleşme süreci ile toprak olarak bölünme arasında mutlak bir ilişki kuruldu. Öncelikle, bölünme söz konusu ise, zamanında Çekoslovakya hariç, çok az örnek dışında, bir çatışma dinamiği gereklidir. Bu noktada, bölünme ve çatışma olgusunun hem genel olarak kapitalizm hem de küreselleşme süreciyle ilişkisi aslında yaygın algılamanın tersidir. Öncelikle kapitalistleşmeyle birlikte ve kapitalizme dahil oldukça çatışma ihtimali azalır. Kapitalizm girdiği yere kendi sermaye mantığını dayatır. Bunun da temelinde, sermaye birikimi ve aktarımı süreçleri vardır. Çünkü çatışma, sermaye birikim süreçlerini kesintiye uğratma riski taşır. Hatta, bir bölgede çatışma çıkarsa, küresel sistemin ilk tepkisi çatışmayı çevrelemek (contain), küresel kapitalizmin üretim, tüketim ve ulaşım mekanizmalarına zarar verme ihtimalini engellemek olur. Ve en temelde kapitalizm, çatışmayı kapitalist olmayan bölgelere doğru iteler. Daha çarpıcı olanı, küreselleşmeye dahil oldukça, çatışma dinamiğinin etkisini kaybetmeye başlamasıdır. Küresel sermayenin girdiği ülkede, devleti zayıflatmak ya da toprağı bölmekten daha acil ve öncelikli sorunları olur. Hukuk sistemi, rekabet ve ihale yasası, sermaye transferi, işçi ve sendika ilişkileri, finansal açıklık vs.
Günümüzde, çatışma ve iç savaş yaşanan bütün bölgeler neo liberal küreselleşmeye dahil olmayan, bu sürecin dışında kalan ülke ve coğrafyalardır. 1990’lardan itibaren yüzeysel bir bakış bile çatışma yaşanan ve hatta bölünen ülkelerin küreselleşmeye eklemlenmeyen ya da eklemlenemeyecek kadar geri kalmış ülkeler olduğunu bize gösterir. Ruanda, D. Kongo, Yugoslavya, Afganistan, Irak, Sudan, Libya, Yemen, Suriye. Kapitalizm bütün sorunları çözmez ama sorunları kendisine zarar vermeyecek bir forma sokar, çatışma dinamiğinden çıkarıp siyasallaştırır. Kapitalist merkezde bazı etnik sorunlar ve çatışma yaşansa bile Quebec (Kanada), Bask ve İrlanda sorunlarında olduğu gibi sorun kontrol altında tutulur, varsa şiddet boyutu ve insan kaybı sınırlı kalır, çözüm ihtimali daha yüksektir. Öte yandan küreselleşme süreci içinde bölünen, bağımsızlık kazanan ülkeler ise, yine kapitalizmin yeterince gelişmediği ve küreselleşmeye dahil olamayan ülke veya o ülkedeki geri kalmış bölgeler olan Sırbistan (Kosova), Endonezya (Doğu Timor) ve Sudan (Güney Sudan) olmuştur.
Buradan kapitalizmin her durumda barış ve istikrar getirdiği anlamı çıkmaz. Bu sürecin tabii ki istisnaları vardır. İlki, kapitalizmi yaymak için yapılan emperyalist işgaller ve müdahalelerdir. İkincisi ise kapitalizmin tarihsel olarak büyük krizlerini savaşla çözme eğilimidir. Üçüncüsü ise iktidarını tehlikede gördüğü an muhaliflere karşı her türlü şiddet yoluna başvurma eğilimidir.
TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME PARADOKSU
Türkiye ise bütün bu süreçte, küreselleşme ve bölünme konusunun neredeyse her boyutunu deneyimlemiş bir ülke. Bir yanıyla Türkiye, bölünme algı ve kuşkusunun en güçlü olduğu ülkelerden biri, hatta iç, dış ve güvenlik politikasının temel dayanaklarından birini bu kaygı oluşturuyor. Küreselleşmeye dahil ama 40 yıldır yaşanan çatışma, kapitalizmin en az geliştiği Güneydoğu bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Ama bununla çelişkili bir biçimde Türkiye, aynı zamanda en az bir ülkenin bölünmesinde aktif rol oynayan bir ülke. 1999 müdahalesi öncesinde ve sırasında Türkiye, ayrılıkçı olan Kosovalı Arnavutların yanında durmuş, her türlü desteği sağlamış, müdahaleye katılmış ve bağımsızlık ilanını ilk tanıyan ülkelerden olmuştu. Yine Türkiye’nin Irak ve Suriye politikaları aslında bu ülkelerin hukuken olmasa da fiilen bölünme (Irak) ve istikrarsızlaşmalarına (Suriye) katkıda bulundu.
YENİ DÖNEMİN YENİ SİYASETİ
Küreselleşme karşısında devletin küçüleceği, zayıflayacağı ve ülkelerin bölüneceği (bazı iddialara göre dünya 500 devlete bölünecekti!) gibi tezler günümüzde gündemden düştü. Bir dönemin yönetişim, şeffaflık, sivil toplum gibi çok popüler kavramlarını hatta küreselleşme adının kendisini pek duymuyoruz. Tersine, hakim ulus milliyetçiliği, sağ popülizm, ırkçılık yükselişte. Küreselleşme sürecine derinden entegre olmuş Türkiye gibi ülkelerin iktisadi açıdan bağımlılığı devam ederken ve devletin özellikle toplum karşısındaki gücü artarken, toplumu denetleme, asker yerine polis üzerinden baskı araçlarına başvurma (1990’larda generaller öndeyken ve onların adı bilinirken, şimdi İçişleri Bakanı’nın ön planda olması manidar) hukuksuzluğa kayma, kurumları zedeleme gibi gelişmeler sağ siyasetin yeni uygulamaları olarak belirdi. Bu siyasetin Türkiye’deki taşıyıcısı ise, Erdoğan ve AKP oldu. Artık küreselleşmenin ekonomik mantığının bölünmeye yol açma ihtimali olmadığı gibi,
O yüzden başta devletimiz ve bölünme korkusu taşıyan herkes artık rahatlayabilir.
SON SÖZ: ‘’ KÜRESELLEŞ ME BÖLME DEĞİL, MALİ KAYNAKLARI SAĞLAMA ALIR’’
Yerel
Özel
Spor
Çevre
Asayiş
Ekonomi
Sağlık
Siyaset
Gündem
Yaşam
Kültür
KÜRESELLEŞEN DÜNYA ve BÖLÜNME 2
Alper Tansel
Yorumlar
Trend Haberler
Adana’da Yeni Kararlar Peş Peşe Geldi! İşte Meclisten Çıkanlar
Adana’da Jandarma Komutanı Değişti! İşte Yeni İl Jandarma Komutanı
Mimarlar Odası’ndan Adana’daki 3 Tarihi Yapı İçin Koruma Çağrısı
Uzmanlardan Adana İçin "Acil Kentsel Dönüşüm" Uyarısı
MEB’den Bilişim Personeli Alımı! Maaşlar 4 Katına Kadar Çıkıyor
Karataş'ta Denize Girmek Yasaklandı
Yamanyılmaz’dan 5 Ocak Medya’ya Ziyaret