Yıllar önce, bir holdingin Güney Güneydoğu Anadolu Bölge Müdürü olarak görev yaparken, bir toplantıda, Holding Yönetim Kurulu Başkanı, toplantının açılış konuşmasında, bir anısından bahsetti. Fabrikayı, İngiltere’deki ünlü bir teknoloji şirketinden Know-How alarak kurduklarını anlattı. Fabrika inşaatı ve makina parkı, teçhizat montaj ve yerleşimi bitince, İngiltere’ye gitmiş ve Know-How aldığı fabrikanın Y.K.Başkanına;

-Sör, Fabrika inşaatımız bitti. Yakında İşletmeye alacağız, bana ne tavsiye edersiniz? Diye sormuş.

-Sör: Bana bak genç girişimci, sen şu ana kadar, ağzı dili olmayan, konuşamayan maddelerle uğraştın, istediğini, istediğin gibi yerleştirdin. Ancak, asıl şimdi senin sorunun başlıyor. O da , İNSAN . Sen artık insan denen varlıkla tanışacaksın. Personel seçimine çok dikkat et, hep bilgili, görgülü, iyi yetişmiş, iyi insanlarla çalış demiş.’’

Her zaman, her yerde ve de konferanslarımda da sık sık dile getirdiğim gibi; önce iyi yetişme, iyi insan olma, kişilik, karakter, doğruluk, dürüstlük, adaletli, ve hakkaniyetli olma gibi değerler önce gelir. Bu değerlerden yoksun olan insan, istediği kadar, tahsil yapsın, nafiledir. İşte bu savımız için, güzel bir örnek:
On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde, ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa çıkardı.
Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde, küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı. Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı.
Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi. Çocuk, sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü, en büyük balıktı ve bir levrekti bu; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı. Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı. Önce balığa, sonra oğluna baktı.
“Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,” dedi.
“Baba!” diye itiraz etti çocuk, ağlamaklı bir sesle.
“Başka balıklar da var,” dedi babası.
“Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!” dedi çocuk.
Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.
Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.
Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi. Bu olay, bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün, o çocuk New York City””nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi Ho adadadır. Oğlunu ve kızlarını Ho adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.
Evet, zaman çocuğu haklı çıkarmıştı, bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.

**Fakat değerler konusunda ne zaman bir ikilem yaşasa, hep o balığı gözünün önüne getirirdi ”.
*Çocuğun babasından öğrendiği gibi değerler, doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit, ama son derece önemli bir konudur.
Güç olan, yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.
-Birileri görmediği zaman da, doğru olanı yapabiliyor muyuz?
-Ortalıkta polis olmadığı zaman da bile, emniyet şeridinden gitmemeyi seçiyor muyuz?
-Kimsenin bizi görmediği zaman, yerlere bir şey atıyor muyuz?
-Yöneticimiz başımızda olmasa da, sadece kendimiz için çalışabiliyor muyuz?
Bunu öğrenebilmek ve bunu öğretebilmek çok önemli.
Evet, belki küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilebilseydi, doğru olanı yapabilirdik.

Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.
Bu doğru, bizim hayatımız boyunca, huzur içinde yaşamamıza neden olacak doğrudur.
Doğru olanı yapma kararı, belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmemeli. Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.
Kimse GÖRMESE bile…
''Ne yaptığınız değil, geride ne bıraktığınız önemlidir.
Gelecek nesiller rahat etsin diye verilen canlar ve tüketilen ömürler, göz önüne alınırsa, bu değerlerin ne denli önemli olduğu, çok daha iyi anlaşılır.'

SON SÖZ:’’ BİZLERİ YÜCELTEN, DEĞERLERİMİZDİR.DEĞERLERİ OLMAYAN İNSAN,GÖZÜ KÖR, KULAĞI SAĞIR İNSANDIR.’’