Haftada iki kez köşe yazısı yazmaya çalışıyorum. Son zamanlarda bu yazılarımın neredeyse tamamı bu sözde barış konularındaki çarpıklık, oyun, kandırmaca işlerini kamuoyuna anlatmak gayreti ile doldu.

Bir Ekonomist olarak, hem de ülkenin en iyi Ekonomi eğitimi veren Üniversitelerin arasında bulunan ODTÜ Ekonomi mezunu olarak aslında Ekonomi yazılarına ağırlık vermem gerektiğini biliyorum. Ama bugüne kadar pek öyle olmadı. Oysa bugün ülke ve bireysel ekonomimiz o kadar dibe vurmuş bulunmaktadır ki, bu konudan kaçınmak mümkün değildir. Makro(Devlet Ekonomisi) ve Mikro(Bireysel ve Kurumsal Ekonomi) olarak ülke adeta dip noktaya gelmiş bulunmaktadır. Ekonomi aslında ağırlıklı olarak rakamlarla anlatılmalıdır. Ben de bugün bir paylaşımdan elde ettiğim bilgilerle okuyanı boğma riskini de göze alarak son rakamları aktaracağım.

"Genel ekonomik durumumuzun özeti şöyledir:

Eylül 2025 itibarı ile...

Kaynak:

1- TC Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2025 Bütçe Gerçekleştirme Raporu

2- 12. Kalkınma Planı 2024-2028

3- Orta Vadeli Plân (OVP) 2025-2027

4- Bankalar Birliği Raporu

5- TCMB Raporu

6- IMF Raporu.

Türkiye 2025 yılı programına göre Milli Geliri 61,5 Trilyon TL/ 1,465 Milyar USD'dir. Vatandaşın Borç Stoku/ BDDK 5 Eylül 2025/ 20,6 Trilyon TL/ 503 Milyar USD'dir. Dış Borç Stoku brüt olarak 530 Milyar USD seviyesindedir. Yılsonunda 580 Milyar USD seviyesinde olacaktır.

Vatandaşın bireysel borcu (503 Milyar $/ 63 Milyon seçmen=) 7,984 USD'dir. Aile bazında 27,950 USD'dir. Nüfusun % 80'nin ortalama aylık geliri 500 USD'dir.

2025 yılı Merkezi yönetim hükümet gider bütçesi 14,7 Trilyon TL'dir (350 Milyar USD).

Gelir Vergisi öngörüsü 2,1 Trilyon TL'dir (50 Milyar USD).

Kurumlar Vergisi öngörüsü 1,6 Trilyon TL'dir (38 Milyar USD).

Dolaylı Vergiler ise 9,1 Trilyon TL'dir (217 Milyar USD).

Düşük gelir grubundaki 65 milyon vatandaş öncelikli olarak zorunlu konut, gıda, sağlık ve eğitim giderlerinin yarısını bile karşılayamıyor.

Vatandaşlar bireysel kredi kullanımı ile zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şu anda 5 Trilyon TL borç stoku oluşmuş durumdadır. Uygulanan ekonomik politika ile Borç stoku yılsonunda 6 Trilyon TL'nı aşacaktır.

Dış Ticaret Açığı/Zararı 2025 Ağustos sonu itibarı ile 60 Milyar USD'dir. İhracat, İthalatın % 74'ünü karşılayabiliyor. Ülke deprem, susuzluk nedeniyle yüksek maliyetli gıda, eşya ve sanayi malı üretim girdisi kullanıyor. Enerji tüketim gideri sürekli zamlanıyor. Konut, gıda ve sağlık sorunu olağanüstü artmış durumdadır. 7,5 milyon aile kiradadır. Konutların % 75'i teknik standartları düşük ve riskli yapılardan oluşuyor. Halkın yarısı gıda/beslenme sorunu yaşarken sağlık hizmetleri yetersiz ve aşırı pahalıdır."

Ülkemizin ekonomik tablosunun hem devlet ve hem de vatandaş açısından bu biçimde olduğunu zaten günlük yaşantımızda da çok açık biçimde görüyoruz.

Bölgemizde gelişen ve yakın gelecekte yaşanması muhtemel olan işleri düşündüğümüzde ülke yöneticilerinin ne ile uğraşmaları gerektiğini çok belirgin bir biçimde anlıyor ve görüyoruz.

Peki, öyle mi oluyor? Yoksa başka alanlarda top mu çevriliyor?

Bütün bu ağır ekonomik tabloya rağmen ülkemizdeki sığınmacılar neden gönderilmez acaba? Ya da şöyle söyleyelim: Bu ağır ekonomik şartları günlük hayatlarında yaşayanlar, görenler ve bilenlerin bir kısmı bu sığınmacılarla ilgili sıkıntıları neden dile getirmezler acaba?