On, yirmi, otuz, kırk, elli. Daha sayayım mı? Çok mu saydım?
İz bırakmak gerekmiyor mu bu hayatta? Evet iz bırakmak gerekiyor bu hayatta, yaşam ve insanlık oldukça.
İlla büyük izler bırakmaya gerek yok yapabildiğin kadar, mevkine makamına göre…
Nehri ikiye yarmana, güneşi elinle tutmana, dağları düz etmene, gerek yok.
Bazı insanlar gelirken haber olur, bazıları ise giderken hatırlanır. Ancak gerçekten iz bırakanlar, görevlerinden ayrıldıklarında arkasında bir boşluk bırakanlardır.
Hayatta bıraktığımız her iz, nasıl hatırlanacağımızı belirler; unutulmaz bir iz bırakmak, ardımızda bıraktığımız insanların hayatına kalıcı bir değer katmakla mümkündür.
Benim lafım Adana’yı yönetenlere, Adanalı iş adamlarına, STK’lara, odalara ve Adana’da nefes alanlara, Adana’nın havasını teneffüs eden herkese.
Adana’nın plakası 01, plakası gibi 1 numara olması gerekirken bir türlü istenildiği gibi gelişemiyoruz.
Neden? Herkes kendini dev aynasında görüyor, tek olmak istiyor, benden başkası yönetemez zannediyor? Bu ego da genelde yönetenlerde görünüyor.
Hoşuma giden bir fıkra var bu konu üzerine, çok hoşuma gider. Daha önce de paylaşmıştım ve bir kez daha paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bir gün bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelmiş. Yapması gereken çok işinin bulunduğunu; fakat kendisinin rahatsız, işlerin ise beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş.
Doktor,
Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş.
Adam,
- Onları yalnız ben yapabilirim; bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş.
Doktor,
Sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor! diyerek, yazıp eline vermiş.
Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış. Reçetede, her gün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin yazıyormuş.
Hasta adam;
- Yürüyüşü anladık ama; neden mezarlık? diye sormuş.
Doktor,
Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkân olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş.
Evet, bulundukları noktada kendilerini vazgeçilmez gören; halbuki orada, problem çözmek yerine problemin bir parçası olduğunun farkına varmayan insanlar için de doktorun reçetesi geçerli değil mi?