Hatırlanacağı üzere, 11 Mayıs Cuma günkü, “Gıdalarımız Neden Sağlıklı ve Kaliteli Değil?” adlıyazımızda cevabı üç noktada toplanmıştık: Bu cevaplar sırasıyla;
1. “Sağlıksız ve kalitesiz gıda üretimi. ilk aşamada endüstriyel tarımın bir sonucudur”,
2. “Gıdaların sağlığı ve kalitesi, taşıma sürecinden olumsuz olarak etkilenir” ve
3. “Gıdalar, işleme sürecinde de sağlık ve kalitesini kayıp edebilir.” şeklindeydi.
Peki ama, nasıl bir yöntem uygulanmalı ki, iyi gıda konseptine kavuşalım, ya da sahip olalım. “İyi Gıda İçin Küçük ve Orta Ölçekli Çiftçi/Köylü Modeli Öne Çıkarılmalı!” diye, belirlediğimiz hususu bu yazımızda işleyeceğiz.
Nedeni şu; Endüstriyel tarımla amaç; miktarı artırmak ve kârlılıktır. Kalite önemli değildir.
Oysa bilinen bir gerçek, miktar ile kalite arasında ters bir ilişkinin olduğudur. Bir başka deyişle miktar arttıkça gıdaların kalitesi düşmektedir.Bu son derece aşikâr bir durum. Çarşı da pazarda satın aldığımız yeşillikler bile bundan nasibini almaktadır. Keza, meşhur Adana karpuzuna uygulanan kabak aşısı ve Hatay Kırıkhan kavununun sulanmasında kullanılan tatlandırıcılar, bunun en somut örneğidir. Evet, ürün hasılatı artıyor, raf ömrü uzuyor ama, iyi gıda özelliğinden uzaklaşıyor.
Çağdaş beslenme bilimi, bize tüketimde kalitenin öne çıkması gerektiğini gösteriyor. Üstelik, endüstriyel üretimde kullanılan girdiler artıkça, bırakınız kaliteyi, sağlıklı gıdalar yerine, örneğin tarım ilaçlarını tüketiyoruz. Bunun dışında GDO lu ürünlere ait tohum kullanılması da, zamanla vücutta bir çok hastalıkların baş göstermesine yol açıyor. Şekerleme ve tatlı – pasta sektöründe yoğun olarak kullanılan NŞB,( Nişasta Bazlı Şeker) tipik bir örnektir.
Kaldı ki, bilhassa paketli, ambalajlı ürünlerde kullanılan, (Bisküvi, çikolata, gofret, kek vb. gibi)
emülgatör, soya lesitini, stablizatör, kıvam artırıcı, glüten, renklendirici, aroma v erici,E ile başlayan, E330 ,E44, E 120, E 180 gibi kullanılan, daha birçok kimyasallar da işin bir başka boyutu… Vücudumuz adeta kimya deposuna dönüşüyor .Bu yetmiyor, toprak ve su kaynaklarımız kirleniyor ve işsizlik gibi sosyal sorunlar ortaya çıkıyor.
Dev işletmelerde yapılan endüstriyel tarımda ortaya çıkan olumsuzluklara karşı en uygun model; genellikle küçük ve orta ölçekli çiftçi/köylü modelidir.
Bu işletmelerde toplam etmen, verimliliğin büyük işletmelerden daha yüksek olduğu bilinmektedir.
Diğer yandan sağlıklı ve kaliteli gıda üretimi açısından da küçük ve orta ölçekli işletmelerin endüstriyel tarımsal girdi kullanma oranları dev tarımsal işletmelere göre genellikle daha düşüktür ve daha yüksek düzeyde denetlenebilir durumdadırlar.
Üstelik Türkiye’de de küçük ve orta ölçekli işletmeler, tarımsal işletmelerin hala büyük bir çoğunluğunu oluşturuyorlar.
Köylü işletmelerinde, belli bir ölçüde var olan ölçek sorunu ise, kamu yatırım işletmelerinin ve desteklemelerin onlara yönlendirilmesi ve kooperatif örgütlenme ile aşılabilmektedir. Örneğin kamu sulama hizmetleri, tarımsal desteklemeler, kooperatif makine parkları, süt toplama hizmetleri, girdilerin ucuza temin edilmesi ve çıktıların değerlendirilmesi gibi.
Tarımsal Kooperatifler, üretim için girdi ve ara malları sağlama ile ürünlerin işlenmesi (ortak makine parkları, kaba ve yoğun yem üretimi, ortak sağım hane, soğuk zincirin sağlanması) ve pazarlaması yanında kolektif üretim yapan kooperatifler şeklinde olabilir.
Tarımsal kooperatifler aracılığıyla çiftçilerin sanayici olmaları sağlanmalıdır. Katma değer bu şekilde çiftçi eline geçebilir.
Çiftçilerin tarımsal amaçlı kooperatifler altında örgütlenmeleri durumunda ve pazara çıktıklarında, örgütlenmiş aracı ve sanayici karşısında pazarlık ve rekabet güçleri şansları vardır.
Diğer yandan Kooperatiflerin, tüketici örgütleriyle işbirliği içinde kendi pazarlama birimlerini kurmaları da amaçlanmalıdır.
Bu gün gelinen noktada, bu özelliklere sahip olmayan tarımsal işletmeler ve çiftçi kesimi, bireysel üretim yöntemlerini sürdürdükleri müddetçe, bahsedilen sağlıklı gıdaya kavuşmakta, zor görünmektedir.
Buradan Tarım Bakanlığına bir de çağrım var; Hiç vakit geçirmeden, tüm tarımsal paydaşları ve Üniversitelerin Ziraat Fakültelerini içine alan genişletilmiş bir tarım şurası düzenlenmeli. Türkiye’nin, gelecek 25-50 yılına damga vuracak tarım politikaları saptanarak, ‘ MASTER’ tarım plânları hazırlanmalıdır.
Bu gün, samandan yeme, her şeyi ithal eder olduysak, buna sebep, düzgün ve sürdürülebilir, çağdaş bir tarım politikamızın olmayışıdır. Kısacası tarım; yaz boz tahtası olmaktan çıkarılmalıdır. Ovaları ve geniş tarım arazileri, bol su kaynakları mevcut olan bir ülke niçin tarım ürünü ithal eder ki…???
SON SÖZ: ‘’ AÇIKTA GEZERSİN AMA, AÇ KALAMAZSIN.’’