Sanırım bundan 5 yıl önceydi.

Hürriyet Gazetesi tarihe ışık tutacak, harika bir ilave verdi.

Benim de şefliğimi yapmış efsanevi gazeteci Abdi İpekçi’nin 1968 yılında İsmet İnönü ile yaptığı unutulmaz bir söyleşi ile bilinenleri doğruladı. Bilinmeyenleri de gün yüzüne çıkardı.

İpekçi’yi çok iyi tanıdığımdan ona yürekten inanıyor ve İnönü ile yaptığı bu muhteşem söyleşiyi, zaman zaman sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

MEDRESELER MESELESİ VE İRTİCA

-Atatürk medreseleri kaldırırken imamların, hocaların toplum üzerinde menfi gördüğü etkilerini önlemek isterken, bunların yerine boşluğu dolduracak bir şey koymayı düşünmemiş miydi?

-Medreseler meselesi, yalnız din meselesi değildir.

Medreseler tarihten, bilimin en yüksek derecelerinin müessesesi olarak geliyor.

Böyle idi…

Nizamı-ı Cedit’ten sonra medreselerin yanında diğer kültür müesseseleri yavaş yavaş kurulmaya başlandı.

Medreseler bugünün ihtiyacına artık kifayet etmez bir mahiyet gösterdikten sonra, eski otoritelerini muhafaza etmek için ısrarcı olduklarında, artık faaliyetlerinin durması icap ediyordu.

Bunun üzerine tevhid-i tedrisat yapıldı.

Yeni kurulacak usul, birleştirilen öğretim müesseselerinin kurulması, genişletilmesi, ilerletilmesi, mümkün olduğu kadar çoğaltılmasıydı.

Yani medreselerden doğacak boşluğun bu suretle doldurulması düşünülmüştür.

-Bugün için en tehlikeli meselenin yine irtica olduğunu söylersiniz.

Bugün maziye baktığınızda bu tehlikenin hala halledilmemiş olduğunu gördüğünüz vakit, zamanında eksik kalmış tedbirler alındığını düşünüyor musunuz?

-Eksik kalmış tedbir yok. Bunlar memleketin anlayışının ve aydınlarında uyanıklığın ve ilerlemiş olmanın tesiriyle hallolunacak meseleler.

Şimdi Osmanlı İmparatorluğu iki tabaka ile idare olunuyordu.

Böyle gelişti, büyüdü ve sonuna kadar geldi: İlmiye sınıfı ve askeriye sınıfı.

Başka sınıf yok, kültür sınıfı olarak.

Kültür daha çok bu iki sınıf içinde…

Kültürlü insanın çoğu ilmiye sınıfından.

Askerler kısmen oradan geçiyorlar, kısmen de okumasına lüzüm yok.

Ama devleti bunlar idare ediyorlar.

Onların dışında da bir sınıf yok.

Sivil sınıf ileri asırların, son asırların bir icadı.

Sivil sınıf icat olunduğu günden itibaren kültür sınıfları arasında rekabet başladı.

Bu rekabet, ilmiye sınıfı ile yeni kültür ve öğretim müesseseleri arasında idi.

İlmiye sınıfının temeli aynı zamanda dine istinat ettiği için, bu mücadele esnasında ilmiye sınıfı memleket üzerindeki idare kontrolünü, idare otoritesini daima dine dayanarak muhafaza etmek ve yürütmek istemiştir.

Tarihten gelen adet bu…

Laiklik ile din tamamiyle siyasetten ayrılsın prensipleri yeni bir fikirdir.

Bu fikri bizde de kabul etmekten başka çare yoktur.

Ama tatbik ettikten sonra siyaset adamları nereden, hangi kültürden gelirse gelsin, siyasi bir silah olarak tesirli bir unsur olan din faktörünü, ilim namı altında cemiyetin nizamı meselesi şeklinde kullanmışlardır. Kullanmak istemişlerdir.

Mesele bu.

Din vaktiyle, siyasi sahada her işe karışan bir şekilde kullanılıyordu.

Şeriat bir itikat meselesi değil, aynı zamanda bir hükümet meselesidir. Hükümet tarzıdır. Ayrı bir hukuk meselesidir. Bunun bir silah olarak tarafları vardır.

Bu münakaşa devam ediyor.

Alışıldıkça din siyasetten ayrı olarak siyasete hiç karışmadan muhterem bir halde yaşayabilir.

Siyaset büsbütün başka Dünya meseleleri ile anlaşılır.

Bu zihniyet olduğu nispette güçlükler hallolunacaktır.