5ocakgazetesi.com
1979 İran Devrimi, modern tarih içinde sıra dışı bir siyasi dönüşüm olarak görülür. Bu devrim salt bir rejim değişikliği değil, aynı zamanda batılı siyasi tahayyüllerle örtüşmeyen, dinsel ve kolektif bir öznenin sahneye çıkmasıdır. Fransız filozof Michel Foucault, devrim sürecini yerinde gözlemlemiş ve Batı entelektüel çevrelerine göre alışılmadık bir bakışla bu olayı analiz etmiştir. Foucault’nun İran’a yaklaşımı, hem kendi düşünce evrimi hem de devrim kavrayışımız açısından önemli tartışmalara yol açmıştır.
Foucault’nun bu devrimi kavrayışı, devrimi salt bir ideolojik mücadeleden öte “siyasi maneviyatın” ürünü olarak değerlendirmesiyle dikkat çeker. Ona göre bu süreç, Batı merkezli modern siyasi akılların ötesinde yeni bir politika yapma tarzını ve öznellik inşasını, Batı dışı bir aydınlanmanın mümkün olup olamayacağını temsil ediyordu.
Foucault’nun İran’a Yaklaşımı
1978’de iki kez İran’a giden Foucault, devrim sürecini İtalyan gazetesi Corriere della Sera için gözlemledi ve bir dizi yazı yazdı. Bu yazılarda, devrimi Batılı entelektüellerin genel yaklaşımından farklı olarak bir “dinî eskatoloji” ve toplumsal arzuların yeni biçimlenişi olarak tanımladı.
Foucault’nun bu ilgisi, onun genel düşünce sistemindeki iktidar, özne ve direnç kavramlarıyla da ilişkilidir. Foucault, İran’daki kitlesel direnişi salt dini fanatizm olarak okumak yerine, Batı’nın tarihsel siyasetin ötesindeki yeni özneleşme biçimlerine dair bir ipucu olarak görmeye çalıştı. Bu yüzden onun yorumları, dönemin pek çok entelektüelinin İran’ı basitçe eleştirel bir retorikle değerlendirmesinden farklıydı.
Foucault’nun İran Devrimi’ne yönelik yaklaşımı, Batı modernitesinin eleştirisine dayanır. Batı’daki geleneksel devrim ve rasyonellik anlatılarını sorgulayan filozof, İran’daki kitlesel mobilizasyonu, kendi teorik çerçevesi içinde yeniden politikleşen bireylerin ve toplulukların ortaya çıkışı olarak görmüştür.
Bir bakıma Foucault için İran, Avrupa Aydınlanma’sından farklı bir politik ruhsal deneyim arayışının sahnesiydi — bu yüzden devrimin dinsel yönünü sadece dışlayıcı veya gerici olarak değil, aynı zamanda potansiyel yeni siyasal tahayyüller için bir laboratuvar olarak değerlendirdi.
Foucault’nun İran Devrimi’ne yaklaşımı, hem entelektüel çevrelerde hem de sonradan akademik analizlerde eleştiri konusu olmuştur. Bazı yorumcular, onun devrimi romantize ettiğini ve İran’daki toplumsal dönüşümlerin özellikle kadın hakları gibi alanlarda yarattığı olumsuz etkileri yeterince hesaba katmadığını savunmuştur.





