Bu soruya cevap vermeden önce, dünyada ki gelişmelere çok kısa bir şekilde göz atmakta yarar var. Bilindiği üzere, ABD Afganistan’dan çekildi ve yönetime TALİBAN geldi. Ancak, Afganistan halkının özgürlük ve sosyal yaşamındaki dram değişmedi. Taliban, sert ve katı tutumunu hiç değiştirmedi. En katı biçimiyle şeriat uyguluyor. Afgan halkı ne zamana kadar bu zulme katlanacak, belli değil. Hemen yanı başımızda, Ukrayna-Rusya meselesi belirdi. Son derece tehlikeli bir durum. Adeta savaşın eşiğindeyiz. Maazallah bir savaş çıksa, en fazla zararı bizim ülkemiz görür. Çin, Tayvan meselesi, her an patlak verebilir. Çin Tayvan benim bir parçam diyor ve hak iddia ediyor. Kuzey Kore’nin durumu malum…Dünya kutuplaşmadan bir türlü kurtulamıyor. Kamplar, kutuplar yer yer devam ediyor ve edecekte. Ne yönetimler, ne de devletler, bu tutumlarından vazgeçmezler, vaz geçemezler… Tarihin akışına baktığımızda da bu durumu net bir şekilde görürüz. Kimi zaman toprak için, kimi zaman güç için, hep savaşlar çıkmış. Tıpkı Darwin teorisi gibi, balıklar hep savaşır ve büyük balık ( güçlü olan taraf) küçük balığı yutar. İşte öykümüz…

Simit almak için sıraya girdim. Sıra çok kalabalıktı. 20 dakika kadar sırada kaldım. Hemen önümde bir kız çocuğu ve babası var. Babası gömlek düğmelerini boğazına kadar düğümlemiş. Tertemiz giyinmiş ancak kıyafetleri eski. Ayakkabıları kösele, eski ve yazlık. Anladım ki gün görmüş bir adam… Çocuk iki de bir ‘’Hadi baba, acıktım gelmedi mi sıra daha?” diye söyleniyor. Sonunda sıra onlara geldi. Adam bir simit istedi. Çocuk itiraz etti: “Baba, ben tahinliden de istiyorum.” diye. Babası “sus!” der gibi sessizce kaşlarını kaldırdı, “Olmaz!” demek istedi. Bozuk birkaç adet parayı uzatırken paranın bir tanesi yere düştü, tezgahın altına gitti. Adam diz çöküp almaya çalışırken, Simitçi: ‘’Boş ver be abi, önemli değil!” diye söyledi. Baba kısık sesle: “Abi başka paramız yok, eksik kaldı. Hakkını helal et!” deyince, simitçi: “Oturun sehpaya biraz; sıcak çıkınca ben getireceğim.” dedi. Adam eksik para verme mahcubiyeti ile en köşeye oturdu. Ben de bu arada simidimi alarak yan masalarına oturdum. Çay söyledim, zeytin de koydular yanına. Bu arada izliyorum. Simitçi kızacak mı, sevecek mi diye. Neyse, geldi bizim simitçi içerden masaya doğru. İki tabak yapmış, ama çok özel. Tabakların içine her şeyden koymuş sanki. Çocuğun istediği tahinliden, simit, börek, bu arada tatlılardan da unutmamış, silme iki tabak doldurmuş. Üç de çay geldi, simitçi de tabureye oturdu. Ben pür dikkat onları izliyorum. Kendi kendime, “adam kaç yıllık esnaf anlamış tabi, kim dilenci, kim aç kalmış, biliyor ve yanılmıyor.” diye içimden geçirdim. Başladılar sohbete, bu arada tekrar tekrar çay içtiler. Sonra baktım simitçi, biraz kağıt para çıkardı ve adamın gömlek cebine koyuverdi. -“Yarın gel işine başla!” dedi. Kısmete bak dedim. Adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgah, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkan oldu. Neyse onlar kalkıp gidince, meraktan öleceğim sanki. Hemen yanaştım simitçiye: -“Patron! Seni tebrik ederim” dedim. Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızın karnını doyurdun. Kimseye göstermeden de cebine üç-beş lira para koydun. Allah Razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın! “ dedim. “Sağ ol.” dedi simitçi. “Ona söylemedim; ama o benim ilkokul arkadaşım. Ben onu tanıdım ama o beni tanımadı. Yarın gelince söyleyeceğim kendisine bunu. Şimdi utanır ve üzülür de işe gelmez diye söylemedim. Biz ortaokulda devlet okuluna giderken, babası onu özel kolejde okutuyordu. Çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Hepimiz ona imrenerek bakardık. Ne oldu kim bilir? Ne olduğun değil, ne olacağın önemli. Yeter ki içindeki insanlık yaşasın.” Farkında olanlara ne mutlu… DÜNYAYI İYİLİK KURTARACAK.!!!

Evet, dünyayı İYİLİK ve SEVGİ kurtaracak….

SON SÖZ:’’ İNSANLARIN GÖNLÜNDEN, SEVGİ ve İYİLİK EKSİK OLMASIN.’’