Bugün MGK konusunu yazalım. Ülkemizde önceleri çok dikkatle takip ettiğimiz Milli Güvenlik Kurulu toplantıları olurdu. Bu toplantılarda ülkenin en önemli iç ve dış güvenlik konuları konuşulur ve alınan kararlar hükümete tavsiye niteliğinde olurdu. MGK'nın katılımcıları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst kademedeki komutanları da olurdu. Fakat ne oldu ise - ki aslında ne olduğu belli - bir de baktık bir tartışma başladı ve de aniden. MGK'da asker olmamalı imiş. Çünkü bu Kurul'da askerin varlığı aslında "askerî vesayet" anlamına geliyormuş. Çok ilginç değil mi? Ülkenin iç ve dış güvenlik konuları konuşulurken askerin olmadığı bir Kurul olacakmış, yoksa vesayet olurmuş. Ne acayip iş! Ne tartışmalar yaşandı, yaşadık. Hiç ummadığım kişiler arasında bile böyle düşünenlerin olduğu ortamlar oluştu. Çok şaşırıyorduk ve Toplum Mühendisliği dalının nasıl bir Algı Yönetimi yapabileceğini o zaman çok iyi anlamıştık. Bilmem kimin ülke güvenliği ile ilgili fikri olacak ve uygulayıcı kişilerin fikri olmayacak. Bunun nasıl bir anlamı olabilir? Bunu söylerken elbette bir sivilin ve de sivil anlayışın savunucusuyum. Durum böyle ama, asker dediğimiz kesim, benim neden karşımda ki, neden karşımda olsun ki? Ülkenin bir güvenlik sorunu var ise, ülkede ayrımsız herkesi ilgilendirir ve herkesin sorunudur. Ülkede bir güvenlik sorunu var ise aslında herkesten önce o güvenlik sorununu halletmek ile görevli olan askerin hepimizden önce sorumluluk alması gerekir. Çünkü zaten aslî görevi budur. Dolayısıyla MGK'nu askersiz duruma getirmenin Hükümet toplantısından ne farkı kalır? MGK konusunu açmışken yapılmış olan bir konuyu daha anlatalım ki, hem önemi açısından hem de Devleti dönüştürme göstergesi açısından durumu değerlendirelim. Çok ilginç bir biçimde Devlet Planlama Teşkilatı(DPT) kaldırıldı. Oysa bu teşkilat, birikimi ve yaptıkları nedeni ile devletin planlanması anlamında merkezî odağı oluşturuyordu. Ülkenin neresine ne yapılacak ise bu Teşkilat uzmanları ile oraları inceliyor ve Devlet, Millet adına yapılıp yapılmayacağına karar veriyordu. Çok özet olarak söyleyecek olur isek, herkes her istediğini ve rastgele yapamıyor idi. Ama be yazık ki böyle bir teşkilat nedendir bilinmez - ki aslında bilinir - kaldırıldı.

Elbette şu söylenebilir: Her iki kurumun da yanlışları vardı, eksikleri vardı. Tamam, belki de doğrudur. Ama, yanlış ve eksikleri düzeltmek mi daha iyidir, ortadan kaldırmak mı? Devletin yerleşik kurumlarını yanlışları ve eksikleri var bahanesi ile ortadan kaldırmak gerekiyor diyelim bir an için. Peki, GATA gibi bir askerî hastane neden kaldırıldı? O çok daha ayrı bir yaradır. Bir örnekle konu daha da belirginleşir. Hıfzıssıhha gibi ülkenin en yerleşik ve köklü, iş yapan kurumu neden kapatıldı?

Neyse...

Bu yılın ilk MGK toplantısı yapıldığı bilgisini duyunca bunları yazmak aklıma geldi.

Bütün bu yazdıklarıma karşılık şunu belirteceğim:

Son haliyle MGK'da alınan Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekleme kararı son derece isabetlidir. Sonunda aleyhimize nasıl bir oyun çıkabileceğini bile düşünmeyi sonraya bırakarak Suriye pkk'sının mutlaka ortadan kalkması gerekmektedir. Bu konuda Türkiye, gerekirse Suriye ordusuna destek bile vermelidir.

Bu pkk terör örgütü konusu hem ülkemizde, hem de çevre ülkelerde çok uzamıştır. Hiç bir tabanı olmayan bu terör örgütü her türlü kirin içerisinde çevreyi sürekli kirletmektedir. Buna artık bir son vermek şarttır. Bunu da ülkelerin Merkezi yönetimleri ortak girişimlerle yapacaktır. Yoksa oturup müzakere, barış gibi işlerle bu işin olmayacağı çok belli olmuştur.