Yazı günlerimin haftada 2 gün olması nedeni ile aşağıdaki hikayeyi 30 Ağustos öncesinde yayına verememiştim.

"Geç oldu" demezseniz "26 Ağustos" başlıklı hikayeyi bu gün anlatmak istiyorum.

***

Gece sabaha kavuştuğunda, ayaz'a kesti Afyon Ovası.

Alacakaranlıkta dağlar gözlerde belirirken, ovada çıt çıkmıyordu.

37 bin 687 atın üstündeki süvarilerimiz, ölüme dört nala koşacak can yoldaşlarının yelelerini okşuyor, sessizce dualar okuyordu.

131 bin 409 yaya askerimiz yere çömelmiş, biraz sonra kopacak kıyamette mutlak zafere ulaşmak için koşacakları yüzlerce kilometreyi düşünmeden sessizce gelecek emri bekliyorlardı.

8 bin 658 subay birliklerinin başında, elleri kılıçlarının kabzasında, biraz sonra "hücum" diye bağrıldığında ölüme, arkalarından uçarcasına koşacak askerinin başında, zafere kadar ölüm emrini bekliyorlardı.

Topların Batı'ya; ufka çevrilen namluları buz kesmişti, zafer alevinden önce.

Afyon ovasında bir dev, sessizce nefes alıyordu.

Mübalağa gibi gelebilir ama, tek duyulan, karıncalarının sabah telaşının sesiydi.

Ovada çıt çıkmıyordu

Saat; 04.45.

"Hakkınızı helal ediniz" dedi mavi gözlü dev adam, kısık bir sesle; süvarilerin komutanı, zaferin mimarlarından Fahrettin Altay'a.

Bu fısıltı kulaktan kulağa 200 bin kişiye sessizce ve saniyeler içinde ulaştı ve cevabı aynı hızla kulaktan kulağa geri döndü.

"Helal olsun"

Beyaz at, koca ordunun önüne iki adım çıktı.

Bir anda tüm ova ayağa kalktı; metal sesleri at kişnemelrine karıştı.

Ova nefesini bırakmıştı.

Beyaz atın süvarisi önünden geçen birlikleri selamlayarak izledi.

Sonra atının eyerinde dikildi.

Kılıcını kınından çıkardı;

"Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri" sesi ovayı kapladı.

Mavi gözlü dev adam Mustafa Kemal "Ya istiklal Ya Ölüm" diyordu.

Bu komutlarla ova şaha kalktı..

Nihai hedef İzmir'di.

Süvariler şaha kalktılar.

Ovadan yükselen toz, süngüleri alacakaranlıkta delen "bin"lerin ölümsüzlüğü idi.

26 Ağustos " Büyük Taarruz"un başladığı, yok olmayla var olmanın bıçak sırtında olduğu gün.

Şehitlerimz için buruk dönerken; yanık tenlerinde tatlı bir yorgunlukla Akdeniz ve Ege'den konvoylarla, tam da geçtiğimiz yerlerde, sanki yer gök birleşmiş.

Günün parolası "Ya İstiklal Ya Ölüm"

Ağustos'un kavurucu sıcağı altında; şehit düşen ya da yaralanan arkadaşlarına yardım edemeden yanından geçip giden on binleri, şöylebir hayal edin yeter.

Sadece onlara değil;

Torunlarına da minnet ve şükran duyarsınız.

Vatan'ın ve Allah'ın o sevgili kullarına hala dudak bükerek "Keşke kurtarmasaydılar Türkiye'yi" diyenlere bir şey demeyin.

Hele "keşke Yunan kazansaydı" diyebilenlere hiç bir şey söylemeyin.

Zira Allah onların akıllarını başlarından alarak zaten gerekli cezayı vermiş.