Büyükbaş hayvan besiciliği yapan çilekeş baba, gece gündüz demeden koşturuyor, ailesini mihnete muhtaç etmemek için yoğun mücadeleler veriyordu..

-Süt satıyordu,

-Yoğurt satıyordu,

-Tereyağı satıyordu,

-Çok ender bulduğu boş zamanlarında da, yatağa mahkum eşinin ihtiyaçlarını gideriyordu..

Ancak kendilerine yeten evlerinin arkasındaki küçük bahçesinde ihtiyaç duyabilecekleri ne varsa, onları VAR etmenin gayretini gösteriyordu..

8 kız, 1erkek evladı vardı..

11 kişilik çekirdek ailesine yetişebilmek hiç kolay değildi onun için.

"Ayağımdaki ayakkabılarımı satar, çocuklarımı okuturum" diyecek kadar koca bir yürek taşıyan Kahtalı babanın en büyük umudu oğlu Abdullah'tı..

Babasının adını koymuştu oğluna.. işte o yüzden, işte onun için çok büyük güven duyuyordu ona.. Her namaz sonrası, ellerini semaya açar, "dedesi gibi olur inşallah" der, bildiği tüm duaları ederdi.

Kız çocuklarını ortaokuldan sonra okutamadı.. Bu kendi isteği değil, çocuklarının okulu sevmemeleriyle ilgiliydi..

"Oğlum okuyacak, büyük adam olacak.. Ülkesi ve milleti için hayırlı işler yapacak.. Anasına, babasına, bacılarına bakacak" umuduyla yaşadı Kahtalı baba.

Elindeki ineklerin hepsini satarak, okuttuğu biricik oğlu sözü her yerde geçen büyük adam olmuştu..

-Köye sıgamıyor, koltukları kabarıyordu.

-Mutluydu.

-Mesuttu.

-Gururluydu.

-Onurluydu.

.....

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı..

Hiç düşünmediği, hiç hesaba katmadığı "kapkara günü" yaşadı..

O gün, köyde haksızlığa uğradığına inandığı, çok sevdiği arkadaşıyla birlikte oğluna gitti, durumu anlattı.. Sert bakış, sert üslupla karşılaştı.. Kahredici, ezici, ufalayıcı, küçük düşürücü şu cevabı aldı oğlundan;

"Ne yapmaya çalışıyorsun? Sakın ola bu işlere karışma, bu işler seni aşar.. Bi daha olmasın.. O kadar."

Bunca azarın içinde "baba" kelimesinin geçmemiş olması, omuzlarına "dağ misali" çökmüş.. Utanmış, ufalmış, yıkılmıştı..

Oysa ki, arkadaşı için istediği çok masum bir talepti..

Bu terslenişler birkaç kez tekrarlanınca... Nefessiz kaldığını hissetti.. Derinden bir İÇ çekti.. Yutkundu, başı öne düştü, evine döndü.

....

Kapının eşiğinde sordu karısı;

"Yorgun, solgun, bitkinsin.. Hayırdır inşallah.. Ne oldu sana bey?"

Başındaki kasketini usulca çıkarıp, tahta sedire yığılan Kahtalı baba, bir solukta şunları söyledi;

"Bir öküz için, ineklerimin hepsini sattım be hatun."

.....

CANBOLAT'IN NOTU

Allah hiçkimseyi babalarının gözünde "öküz durumuna" düşürmesin.