Sen seviyorsun diye, sobanın fırınında birkaç tane küçük patatesi pişirirdim muhakkak.

Okuldan gelir gelmez, sobanın yanına koşardın.

İlk işin tencereye bakmak olurdu.

Her zaman sevdiğin yemekleri yapardım.

Ellerin üşümüş diye, avuçlarımın içine ellerini alır ısıtırdım.

Sonra onları öper, öperdim.

“Sık sık uğrarım” demiştin.

Tam 8 ay olmuş uğramayalı.

İşlerin yoğunmuş, zamanın yokmuş.

Torunlarım da sormuyorlar demek.

Yeni eve taşınmışsın, aldım haberini.

Arkadaşın Zehra söyledi.

Vefalı kızdır, arada geliyor sağ olsun.

Annesi de babası da yanında vefat etmiş.

Her ikisini de bırakmamış bir yere, yanından ayırmamış.

İmrenmedim desem yalan söylemiş olurum.

“Evi çok büyük” dedi.

Kocaman odaları, geniş bir balkonu varmış evinin.

Yeni mobilyalar almışsın, eskileri elden çıkarmışsın.

Tıpkı beni çıkardığın gibi.

Her şeyi sığdırdın da evine, bir beni sığdıramadın a kuzum.

Hadi onu da geçtim.

Bir kere “Anne gel evimi gör, birkaç gün kal” bile demedin.

Zehra’ya ”Anneler gününde gideceğim” demişsin.

Ben anneler Gününü hiç beklemiyorum biliyormusun?

Anne olmak acı verir mi insana?

O gün bana acı veriyor yavrum.

Artık kendimi bir anne gibi hissedemediğim için belki de.

Bir evlat, bir torun sevemezsen, çevrende “anne” diyen olmazsa sana, ne anlamı var anne olmanın?

Ölene imrenilir mi hiç.

İmreniyorum işte.

Kimin öldüğünü duysam “darısı başıma” diyorum.

Hayaller, umutlar, mutlu zamanlarmış insanı ayakta tutan.

Onlar yoksa, yaşamak zulüm olurmuş meğer.

Sahi, kim icat etmiş bu huzursuz evleri?

“Rahat yüzü görmesin” deyip her gün beddua ediyorum.

Huzur eviymiş?...

Her gün ölüp ölüp diriliyorum bu huzursuz odada.

Hiç tanımadığım, mizacımın uymadığı insanlarla yatıp kalkıyorum.

Hiçbir şey bana ait değil.

Söz hakkım yok; elbiselerim bile benim değil sanki.

Allahım al emanetini ne olur, bu yükü taşıyamıyorum artık.

Bu huzursuz evleri icat edenler mi çıkarmış “Anneler Günü” denen yalancı günü?

Bak yine geldi o uğursuz gün.

Zehra geleceğini söylemişti.

Gelsen de bir, gelmesen de artık.

Ben anneler gününü hiç sevmedim biliyor musun?

Dünyalara sığmayan anne yüreğim, huzursuz bir odaya hapsedildi.

Ne sevmenin, ne anneliğimin bir anlamı yok artık.

Oğlum…

Çok üşüyorum…

Hem parmaklarımda da can kalmamış sanki; kolay kolay ısınmıyor eskisi gibi.

Allahıma yalvarıyorum; ölmeden son defa seni göstersin rüyamda bana…