Sunay Akın’dan dinledim…

Alman kralı 2. Fredrick, 1750 yılında Potsdam’dan geçiyor.

Yemyeşil çevreyi ve doğasını pek beğeniyor.

“Benim için şuraya bir saray yapın” diye emir veriyor etrafındakilere.

Hemen o gün gerekli kararlar alınıyor ve ertesi gün saray eşrafı, söz konusu yeri görmek için oraya gidiyor.

Kralın beğendiği yerde bir değirmen var.

Sahibini arayıp buluyorlar.

“Buyurun ne istediniz?

“Biz saraydan geliyoruz. Kralımız burayı görüp beğendi. Satın almak istiyor. Kaç para istiyorsun?”

“Ben burayı satmıyorum ki, ne parası?”

Saray efradı şaşkınlık içinde;

“Saçmalama; sana kral istedi diyoruz”

İhtiyar geri adım atmıyor;

“Kim isterse istesin. Ben satmıyorum”

Adamlar şaşkın;

“Son sözün bu mu?”

“Evet son sözüm bu, satmıyorum”

Dönüyorlar saraya.

Tabi olanları aynen aktarıyorlar;

“Efendim, dün beğendiğiniz yere gidip sahibini bulduk..Bir değirmenci..Ancak adam deli..Kral istiyor dememize rağmen satmamakta direndi”

Fredrick, emir veriyor;

“Getirin şu adamı buraya”

Değirmenciyi nazik bir biçimde getiriyorlar saraya.

Kralın karşısına geçiriyorlar.

“İyi anlamadınız galiba. Ben satın almak istiyorum orayı. Size fiyatını soruyorum”

Değirmenci haklı olmanın da verdiği bir gururla dikleniyor;

“Yoo, yanlış anlamadım. Adamların da dün bunu söyledi. Ancak ben arazimi ve değirmenimi satmıyorum”

Padişah yaşlı adamın direncine rağmen ısrarını sürdürüyor;

“Size bu ülkenin kralı olarak ben satın alacağım diyorum, anlamıyor musunuz? Paranızı fazlasıyla vereceğim”

Köylü, çok cesur bir biçimde direniyor;

“Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya’nın her tarafında saray yap. Ama bana dokunma…Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış..Allah nasip ederse ben de çocuğuma bırakacağım”

Kral hışımla ayağa kalkıyor;

“Unutma ki ben kralım”

Değirmenci nazik ama kararlı;

“Asıl sen unutma ki, Berlin’de hakimler var!..Hiç bir güç, hiç bir siyaset, hiçbir iktidar, kral bile olsa adaletten üstün değildir..Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz, orada oturamaz”

Bu gün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar ve cümlenin sonunu vurgulayarak “Berlin’de hakimler var” diye tamamlarlar.

Şimdi oraya gidenler görüyor Potsdam’da “Sansosi Sarayı” yanında yaşlı köylüden kalan değirmen.

Saray ve değirmen yan yana.

Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.

Hikayeye göre sabahları 2. Fredrick arka bahçeye çıktığında değirmenci seslenirmiş “Hey Fredrick, ekmek yaptım göndereyim mi?”

Fredric anılarında diyor ki;

“Adalet bana her sabah, sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi”

***

Ve 31 Aralık 1917.

Berlin’de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak.

Osmanlı Devleti de var orada.

Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor ve “Postdam çok yakın. Hadi gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yan yana görelim” diyor.

Kimse sıcak ortamdan çıkıp gitmiyor ”daha sonra” diyorlar.

Herkes sıcak bir ortamda yılbaşını kutlarken, öyküyü anlatan, korumalarının itirazına rağmen, tek başına gidip, “adaletin simgesi”ni izliyor uzun uzun.

O isim kim mi?

Siz biliyorsunuz; ama ben yine de söyleyeyim.

Mustafa Kemal Atatürk.

***

Diyeceksiniz “yeri ve zamanımıydı, böyle bir anekdotun?”

Sizce değil mi?...