7.Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok…!!!
Bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır.
Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum:
Bu da, Atatürk'ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.
8.Atatürk'ün bütün kişiliğinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır.
İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır.
Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemiyle bağdaşmamaktadır.
Zira, bir iki sene içinde çok eşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile, devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur.
(Kimi zaman toplum içinde de olsa) Özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır.
Sadece birkaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir;
sanırım, yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.
9.Atatürk, Batı'da "yes-men" ve uzun süredir Türkiye'de "evet efendimci" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu.
Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, aç gözlüleri hor görürdü...
Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine, hoş bakmazdı.
Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanısına varıyordu.
10. orkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak…
Bunun yanlış olacağı kanısındayım.
Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi, ancak gerçek bir diktatör değildi.
Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum.
Ancak Hitler ve Mussolini'nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu;
*af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi.*
Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve bütün devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz.
Doğru ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu.
Olayların gidişi, Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir.
Dolayısıyla, sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil.
Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik; başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır.
Atatürk'ten sonraki Cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse evet başarılı olmuştur.
11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı;
küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı, belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.
12. Müslüman olarak doğmuş, ancak yobazlık karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti;işini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi.
Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren, barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı.
Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet'in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur.
Uzatılan dostluk eli, çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.
13.Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti.
Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı…!!!
O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile, büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.
İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de bütün bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.
Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım. *Percy Loraine*
*SON SÖZ*: ‘’ VATANINI EN ÇOK SEVEN, İŞİNİ EN İYİ YAPANDIR.’’
Gündem
Özel
Asayiş
Ekonomi
Spor
Yerel
Siyaset
Yaşam
Sağlık
Çevre
Kültür
Eğitim
ATATÜRK’LE İLGİLİ OLAĞAN ÜSTÜ DEĞERLİ TARİHİ BİR BELGE 2
Alper Tansel
Yorumlar
Trend Haberler
Adanaspor, TFF'ye Lige Katılım Başvurusu Yaptı
Adanalının Çok Beklediği Proje Ödenek Krizine Takıldı
Adana'da İmar ve Ulaşımda Yeni Dönem! Büyükşehir Meclisi Onayladı
Adanalıları İlgilendiren Uyarı: Aşırı Sıcakları Azaltacak Projeler Gündemde
Adana'nın O İlçeleri Dikkat! 5 Gün Boyunca Sağanak Yağış Etkili Olacak
Yüreğir'e Yeni Polis Merkezi Geliyor! İhale Tarihi Belli Oldu
Çukurova'nın GAP'ı 20 Yıllık Rüya Olarak Kaldı