"Türkiye, Atatürk'ü Allah'a, geriye kalan herşeyini Atatürk'e borçlusun."
Bunu Belçikalı birisi söylüyor..
Nasıl söylüyor?
Türkiye'deki dostuna "mektup yazarak" söylüyor.
-Yüz kere değil,
-Bin kere değil,
-Elli bin kere değil,
-Yüz bin kere değil,
-Milyon kere değil,
-Milyar kere değil,
-Trilyon kere de değil,
-Katrilyon kere, "içi dolu" bu sözün altına imzamı atarım ağa.!
Elin adımı, Mustafa Kemal Atatürk'ümüzü muhteşem şekilde özetliyor, nankörlükleri damarlarındaki kana işlemiş bazı zirzoplar, "canımızın tamamını" unutturmaya çalışıyor.
"YUH olsun" az kalır;
"TUUUUUUUUH olsun."
.........
DAHA'sı da var..
Birileri, dünyanın saygı duyduğu bu eşsiz DEHA'ya "ayyaş" diyecek kadar alçaldı..
Ve dahi, alçaklaştı..
30 Ağustos Zafer Bayramlarında, özelliklede 10 Kasım'larda ATA'sına koşan milyonlar, avuç içini doldurmaz sayıda "kendini bilmez nanköre" şunu haykırdı..
Dedi ki;
-Yedi düvelin çok büyük saygı gösterdiği, "Keşke bizde de böyle bir BAŞKOMUTAN olsaydı" diye iç geçirdiği Mustafa Kemal Atatürk'ü unutturmaya çalışmak isteyen güruh, herzamanki gibi, önce MADARA sonra MASKARA oldu."
.........
Ankara'nın kalbi Anıtkabir'den yükselen bu GÜR ve MUHTEŞEM sesi tüm dünya duydu.. Saygı ile karşıladı, baş eğdi.. Bizlerin duyduğu gururu onlar da yaşadı..
Milyonlar, hiçbir baskı olmadan ATA'sına koştu.. Bunu para ile pul ile yapmanız asla mümkün değil.. -Bu sevgi işidir,
-Saygı işidir,
-Sevda işidir,
-Yürekten bağlanma, Allah'ına kadar sevme işidir.!
"Üç kuruş etmez çapsızlar" bu gerçeği bir değil, milyarlarca kez gördü..
Utandı mı?
Hayır.
Utanacak mı?
Hayır.
"Çünkü, yüzü olanlar utanır."
........
Nankörlükte "kainat şampiyonu olan" bazı şarlatanlar duysun ve unutmasın ki;
-Ben bunu bilir, bunu söylerim.. Söylemeye de devam edeceğim be ağa.!